Ay: Şubat 2026

5 Şubat 2026

ÂDEM: KURAN PERSPEKTİFİNDE İNSANLIĞIN MODELİ

Bu metin, Kur’an’daki Âdem kıssasını alışılmış anlatıların dışına çıkararak yeniden düşünmeye çağırıyor. Çoğumuzun zihnindeki Âdem hikâyesi; tek bir erkek, onun kaburgasından yaratılan bir kadın, yasak elma ve cennetten kovulma şeklinde ilerler. Ama metin şunu soruyor: Kur’an gerçekten bunu mu söylüyor, yoksa biz yüzyıllardır anlatılan bir hikâyeyi Kur’an’ın içine mi yerleştiriyoruz?

5 Şubat 2026

ÂDEM: KUR’AN PERSPEKTİFİNDE İNSANLIĞIN MODELİ

Âdem Meselesini Baştan Konuşalım

Âdem denince çoğumuzun zihninde aynı sahne canlanır:
Bir erkek yaratılır, sonra onun kaburga kemiğinden bir kadın… Ardından cennet, yasak elma, şeytan, kovulma… Ve bütün insanlık bu tek çiftin çocukları olarak yeryüzüne dağılır.

Peki, durup hiç sorduk mu:
Kur’an gerçekten bunu mu söylüyor?
Yoksa biz Kur’an’a, yüzyıllardır anlatılan bir hikâyeyi mi okuyoruz?

5 Şubat 2026

İnsan, Kâinat ve Yaratılışın Kodları

Kur’an, insanın yaratılışını anlatmadan önce evrensel bir gerçekliğe dikkat çeker:
İnsan, kendisinden önce var olan ve işleyen bir düzenin içine yerleştirilmiştir. Dağlar, gökler, yer, bitkiler ve hayvanlar insan var olmadan önce yaratılmıştır. Bu durum, insanın merkezde olduğu kadar sorumlu bir varlık olduğunu da ortaya koyar.

1 Şubat 2026

Dinde Aşırılıktan Sakınmak ve Orta Yolu Korumak

Bu metin, dinin özünden uzaklaşmanın en temel sebeplerinden birinin aşırılığa kaçmak olduğunu vurgular. Tarih boyunca bazı topluluklar, Allah’ın vahyinin önüne beşerî yorumları, kültürel etkileri ve felsefi düşünceleri koymuş; bunun sonucunda tevhid inancı zedelenmiş ve dinin saflığı bozulmuştur. Hristiyanlık örneğinde olduğu gibi, vahyin yön vermesi gereken yerde felsefe ve gelenek dine yön vermiş, Allah’a isnat edilmemesi gereken nitelikler isnat edilmiştir.

1 Şubat 2026

Dinde Aşırılıktan Sakınmak ve Orta Yolu Korumak

İnsan, eline bir şey geçirdi mi onu ya fazlasıyla sıkar ya da büsbütün gevşetir. Ölçüyü tutturmak zordur. Hele konu din olunca… İşte asıl imtihan oradadır. Çünkü din, insanın en hassas yerine dokunur: inancına, korkularına, umutlarına ve ebediyet arzusuna. Böyle olunca, din ya ihmal edilir ya da aşırıya taşınır. Oysa Kur’an’ın çağrısı nettir: denge.