Hakkımda
AYDIN ORHON KİMDİR?
Hayatının ilk dönemlerini dinle iç içe ama Kur’an’ın anlamından uzak geçiren milyonlardan sadece biriydi. Küçük yaşta eline hadis kitapları tutuşturulmuş, fakat Allah’ın kelamını anlamaya yönelik bir bilinç ortamında büyümemişti. Kur’an, anlamı bilinmeden okunan bir gelenek; ölünün arkasından okunan bir tören metni gibi görülüyordu. Yıllarca süren dini yaşamın merkezinde ses vardı, anlam yoktu.
Aydın Orhon, 17.06.1953 yılında Çorum’da doğdu. Çorum ile bağını hiçbir zaman tamamen koparmasa da, 1975 yılından itibaren hayatını İstanbul’da sürdürdü. Eğitim hayatını Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde tamamladı. Ancak meslek hayatı eğitim alanında değil, kendisine ait ve ortağı olduğu inşaat malzemeleri üretimi yapan şirketlerde geçti. Uzun yıllar ticaretin içinde yer aldı.
Dışarıdan bakıldığında sıradan bir hayat gibi görünüyordu. Çalışan, üreten, toplumun içinde yaşayan biri… Ama iç dünyasında cevap arayan sorular giderek büyüyordu. Çünkü çocukluğundan beri anlatılan din ile Kur’an arasında görünmeyen bir mesafe vardı.
Gençlik yıllarında cami cemaatlerine katıldı, sohbet halkalarının içinde bulundu. Her grubun Allah’a ulaştıran en doğru yol olduğunu iddia ettiğini gördü. Başlangıçta bunu doğal karşıladı. Fakat zamanla başka bir gerçekle yüzleşti. Aynı Allah’a yöneldiğini söyleyen insanlar birbirini küçümsüyor, dışlıyor, hatta düşman gibi görüyordu.
Düşün…
Hakikat gerçekten Allah’tansa, neden insanlar birbirini parçalayacak kadar ayrışıyordu?
İşte bu soru onun içinde uzun yıllar büyüdü.
O dönemlerde sorgulamak kolay değildi. Çünkü dini yapılar, düşünmeyi değil itaat etmeyi öne çıkarıyordu. İnsanlara sürekli “siz anlayamazsınız” deniyor, Kur’an ile insan arasına görünmez duvarlar örülüyordu. Böylece insanlar Allah’ın kitabına değil, din adına konuşan kişilere bağımlı hale getiriliyordu.
Aydın Orhon da uzun süre toplumun büyük çoğunluğu gibi yaşadı. Kendisine öğretilen dini sorgulamadan sürdürdü. Başkalarının anlattığı bilgileri hakikat sandı. Elli yaşlarının sonlarına doğru Kur’an’ı makamla ve tecvidle okumayı öğrendi. Anne ve babasının yaşlılığı ise onda derin bir manevi yöneliş oluşturdu. Fakat yine de Kur’an’ın anlamıyla gerçek bir bağ kurabilmiş değildi.
Ayetler okunuyor, sonunda “Sadakallahu’l Azim” deniyordu. Ama kimse dönüp Allah ne söyledi diye düşünmüyordu. Bir gün hocasına bu sözün anlamını sordu. Aldığı cevap kısa oldu: “Allah doğru söyledi. ”Elbette doğruydu. Ama eksik olan çok önemli bir şey vardı. Allah’ın ne söylediğini bilmeden, sadece “doğru söyledi” demek insana ne kazandırıyordu? İşte zihnindeki kırılmalar yavaş yavaş burada başladı. Yıllarca insanların zihnini “Kur’an’ı siz anlayamazsınız” sözüyle kuşatan anlayıştan kurtulmak kolay olmadı. Çünkü din adına kurulan yapıların çoğu, insanları Allah’a değil; kendilerine bağımlı hale getiriyordu.
Zamanla din adına konuşan kişilerin üslubu onu rahatsız etmeye başladı. Cemaatini büyütmek için başkasını aşağılayanları, hakareti ilim zannedenleri, insanları korkuyla yönetenleri gördükçe içindeki sorgulama daha da derinleşti. Çünkü bir zamanlar o da aynı kalabalığın içindeydi. Sonunda yönünü doğrudan Kur’an’a çevirdi. İşte gerçek dönüşüm burada başladı.
2018 yılında, yani 65 yaşındayken Kur’an’ın anlamıyla gerçek buluşmasını yaşadı. Bu karşılaşmayı bir bilgi edinme değil, yeniden doğuş olarak tarif ediyor. Bu yüzden bugün sık sık şu cümleyi kuruyor:
“Şu an sadece 8 yaşındayım.”
Çünkü ona göre önceki yıllar, başkalarının dinini yaşadığı yıllardı. İnsan ancak Allah’ın kitabını anlayarak okumaya başladığında gerçekten uyanıyordu.
Kur’an’la tanışmasının ardından yaklaşık sekiz yıl boyunca kendisini yoğun bir çalışmanın içine verdi. Sadece okumadı; düşündü, karşılaştırdı, sorguladı. Ayetler üzerinde uzun uzun durdu. Çünkü artık amacı, ezberlenmiş bilgileri tekrar etmek değil; Allah’ın mesajını anlamaktı.
Bu çalışmaların sonucunda Kur’an’dan anladıklarını kaleme almaya başladı. Yazılarının ve kitaplarının merkezinde tek bir çağrı vardı:
İnsan yeniden Allah’ın kitabına dönmelidir.
Bu süreçte “İnandığın Din Kimin?” adlı eserlerini hazırladı. Ardından “Hakikat Serisi” üzerinde çalışmaya başladı. Nihayet “Hakikat Serisi 1. Kitabı” yayımlandı. Allah nasip ederse yakın zamanda “Hakikat Serisi 2. Kitabı” da okuyucuyla buluşacak. Devamının da gelmesini umut ediyor.
Kitapları bugün çeşitli platformlardan temin edilebiliyor. Özellikle D&R üzerinden okuyucuya ulaşması, onun için önemli bir adım oldu. Çünkü amacı yalnızca kitap çıkarmak değil; insanın Allah’ın kitabıyla yeniden buluşmasına vesile olabilmekti.
Bugün Kur’an’ın Arapça okunmasına karşı değildir. Ancak özellikle vurguladığı bir gerçek vardır:
Allah, kitabını anlaşılması için indirmiştir.
Kur’an belirli bir sınıfın değil, bütün insanların kitabıdır. Her düşünen insan onu okuyabilir, anlayabilir ve üzerinde tefekkür edebilir. Bu yüzden hiçbir hoca, şeyh, alim ya da dini otorite sorgulanamaz değildir. Ölçü yalnızca Allah’ın ayetleridir.
Kur’an’ın ortaya koyduğu din ile insanların ürettiği geleneksel din arasındaki farkı anlatmaya çalışırken bazen sert ifadeler kullandığı olur. Çünkü ona göre dine yapılan en büyük zarar dışarıdan değil, içeriden gelmiştir. İnsanları Allah’ın kitabından uzaklaştıran anlayış, çoğu zaman din adına konuşmuştur.
Yine de bütün yazılarının sonunda aynı cümleyi özellikle tekrar eder:
“Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.”
Bu söz onun için sadece bir nezaket cümlesi değildir. Aynı zamanda Allah’ın huzurunda hiçbir insanın mutlak doğruluk iddiasında bulunamayacağının kabulüdür.
Aydın Orhon bugün yalnızca “dinin özüne dönülmeli” diyen biri değildir. Kendi hayatıyla, insanın geçmişte ne kadar geleneklerin içinde yaşamış olursa olsun Kur’an’a yöneldiğinde yeniden ayağa kalkabileceğini göstermeye çalışan biridir. Ona göre gerçek değişim, insanın Allah’ın kitabını anlayarak okumaya başladığı anda başlar. Çünkü Kur’an yalnızca bilgi veren bir kitap değil; insanı dönüştüren, uyandıran ve yeniden inşa eden ilahi bir çağrıdır.