Kategori: Kısa Kısa

10 Şubat 2026

İhtilaf ve Zulüm: Helâkın İkiz Kardeşi

Kur’an’daki helâk anlatılarında ihtilaf kelimesi sık sık karşımıza çıkar. Ama bu ihtilaf, bugün anladığımız anlamda “farklı düşünmek” değildir. Kur’an’daki ihtilaf, hakikatin parçalanmasıdır. İnsanların kendi hevalarını hakikat yerine koymasıdır.

9 Şubat 2026

Vahiy ile Bağın Kopması: Asıl Felaket

Kur’an’da anlatılan bütün helâk kıssalarının ortak paydası şudur: Vahiy ile bağın kopması. Ne tufan, ne deprem, ne kasırga… Bunların hiçbiri asıl sebep değildir. Bunlar, çökmüş bir yapının görünen son sahnesidir. Asıl çöküş, vahyin rehberliğinin terk edilmesiyle başlar.

8 Şubat 2026

Kur’an’ı Terk Etmek: Tarihten Günümüze Aynı Hata

Allah katında din tektir ve o da İslam’dır. Bu din, tarih boyunca Nebi Musa’ya, Nebi İsa’ya ve Nebi Muhammed’e gönderilen vahyin ortak adıdır. Değişen nebiler ve toplumlar olsa da değişmeyen tek şey, Allah’a teslimiyet çağrısıdır. Ancak insan, her dönemde bu sadeliği bozmuş; Allah’ın indirdiği kitabın önüne kendi sözlerini, geleneklerini ve otoritelerini koymuştur.

8 Şubat 2026

Helâk: Bir Son Değil, Bir Süreç

Kur’an’da helâk kelimesi geçtiğinde çoğu insanın zihninde ani bir yok oluş belirir. Oysa Kur’an’ın dili, böyle bir ani yıkımı merkeze almaz. Tam tersine, helâk uzun bir sürecin nihai sonucudur. Bir toplum, hakikatle bağını kopardığında, bu kopuş hemen gökten bir ceza indirmez. Önce zihinsel bir çözülme başlar. Ardından ahlaki kayma gelir. Sonra adalet duygusu zayıflar. Zulüm normalleşir. En sonunda ise toplum kendi içinden çürüyerek çöker.

7 Şubat 2026

Aklın Perdelendiği Yer

Kardeşim, Kur’an’da geçen “سُكْر / sukar” kelimesi genellikle “sarhoşluk” diye çevrilir. Ama biraz dikkatli baktığında göreceksin ki bu kelime sadece içkiyle ilgili bir sarhoşluk anlamında değil, çok daha geniş bir kavram olarak kullanılıyor. Kur’an bütünlüğünde “sukr”, insanın aklını devre dışı bırakan, bilincini örten, farkındalığını kaybettiren her türlü haldir.

7 Şubat 2026

KADERİN GERÇEK ANLAMI

Kader dendiğinde çoğu insanın aklına, bütün hayatı önceden yazılmış bir senaryo gelir. “Allah ne yazdıysa o olur” cümlesi neredeyse atasözü gibi tekrar edilir. Bir olay yaşandığında da hemen “mukadderat” damgası vurulur. Fakat bu anlayışın Kur’an’ın anlattığı kader kavramıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Kur’an’ın kader dediği şey, insanın iradesini ve özgürlüğünü yok eden bir yazgı değil; tam tersine, evrenin işleyişini ayakta tutan ilahi ölçüdür. Yani kader, bir zorunluluk değil; bir düzendir.