Allah’a ve Resulüne İtaatin Gerçek Anlamını Derinlemesine Anlamak
Kur’an’ın en çok tartışılan ama aslında en sade olan konularından biri “Allah’a ve Resulüne itaat” meselesidir. İnsanlar bu ifadeyi duyduklarında çoğu zaman iki ayrı otorite, iki ayrı hüküm kaynağı varmış gibi düşünüyor. Oysa Kur’an’ın anlattığı sistem son derece yalın: Allah vahyeder, resul tebliğ eder, biz kabul ederiz. Bu zincir hiç kopmaz ve dinde “itaat” bunun üzerinden şekillenir.
Kur’an’ın bu kadar net olmasına rağmen tarih boyunca insanlar çeşitli yorumlar, rivayetler, kültürel eklemelerle bu sade düzeni bulandırdı. Pek çok kişi, resule itaatin Kur’an’dan bağımsız sözlere uymak olduğunu sandı. Böyle olunca insanlar Allah’ın kitabını ikinci plana itti; hükmü kitap yerine hadis kitaplarından almaya başladı. Oysa Kur’an’ın hiçbir yerinde böyle bir sistem yok. Kur’an’da resule verilen rol, vahyi taşımak ve onu insanlara ulaştırmaktır. Yani resul, Allah’ın sözünü bize getirir; kendi sözünü değil.
Nahl 44 bunun altını çok güçlü çizer: “İnsanlara kendilerine indirileni açıklayasın diye sana zikri indirdik.” Burada açıklanan şey de, açıklamanın kendisi de vahyin içindedir; dışarıdan eklenen bilgiler değil. Hatta Nebi’nin kendi ağzından gelen şu beyan, durumu tamamen netleştirir: “Ben sadece bana vahyedilene uyarım.” (Ahkaf 9). Yani Nebi, vahyin dışında din adına hiçbir şey üretmez, hüküm koymaz, ilave yapmaz.
O zaman resule itaati nasıl anlamalıyız? Bu sorunun cevabını Kur’an yine kendisi veriyor. Birçok ayette geçen “Allah’a ve resule itaat edin” ifadesi, aslında tek bir çizgi üzerinde birleşir: Resul, Allah’ın vahyini ulaştıran kişidir. O yüzden resule itaat, resulün şahsi bir otoritesine değil, taşıdığı vahye itaattir. Kur’an’ın sunduğu itaat ilişkisi, resulün vahiy dışı sözlerine yönelme değil; resulün elindeki Kitaba yönelmektir.
Nisa 59’da “Aranızda hüküm verdiği zaman Allah’a ve resule götürün” denildiğinde, hüküm merciinin vahiy olduğu açıktır. Çünkü resul hükmü kendi hevasından vermez; Allah’ın indirdiğiyle verir. Hatta Kur’an, resulün kendi görüşüne dayanarak konuşmadığını açıkça belirtir: “O hevasından konuşmaz. O, yalnızca kendisine vahyedilenden ibarettir.” (Necm 3–4). Bu ayet, resule itaati vahye bağlayan en güçlü delillerden biridir.
Bu yapıyı zihnimizde netleştirdiğimizde birçok tartışma kendiliğinden çözülüyor. Din adına yüzlerce farklı yolun çıkmasının temel sebebi, vahiy yerine insanların sözlerini “din kaynağı” haline getirmesidir. Tarihte Yahudiliğin, Hristiyanlığın, mezheplerin, tarikatların ortaya çıkmasının arkasında hep aynı problem vardır: Allah’ın indirdiği Kitap geri planda kalır, insanların yazdıkları öne çıkar. Oysa Kur’an bizi her defasında aynı yere çağırır: “Bu Kur’an bana vahyedildi ki sizin için onunla uyarıcı olayım.” (En’am 19).
Buradan çıkan sonuç şu: Allah’a itaat, Kitaba itaattir. Resule itaat de yine Kitaba itaattir. Çünkü resulün görevi vahyi okumak, tebliğ etmek, açıklamak ve uygulamaktır. Bu görev vahyin sınırlarıyla çevrilidir; vahiy dışında din adına otorite yoktur. Dolayısıyla resule itaati hadis kitaplarına bağlamak Kur’an’ın çizdiği modeli bozar. Kur’an, hüküm kaynağı olarak yalnızca kendisini gösterir ve resulün üstünlüğünü de bu kitap üzerinden tanımlar.
Bu yüzden “Allah vahyeder, resul tebliğ eder, biz kabul ederiz” cümlesi İslam’ın tüm sistemini anlatan bir özet gibidir. Çünkü biz vahyi kabul ettiğimizde hem Allah’a itaat etmiş oluyoruz hem de resule. Bu itaat, insanı kula kulluktan kurtarır, dini sadeleştirir, yolu berraklaştırır. Allah’ın yolunu, Allah’ın kitabından öğrenmekten daha güvenilir bir rehber yoktur. Resulün izine uymanın yolu da Kur’an’ın izine uymaktır.
Son söz olarak kardeşim, Kur’an’ın anlattığı bu sade yapı asırlardır insanların karıştırdığı en net hakikattir: İtaat yalnızca Allah’ın indirdiğinedir. Resulün otoritesi vahiyledir. Biz de o vahye sarıldıkça doğru yolda oluruz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com