11 Eylül 2025

Allah’ın Elçisi mi? Din Koyucu mu?

ile aydinorhon



Kardeşim, camilerde çok duyduğumuz bir cümle var:

“Muhammed ne yaptıysa biz de yapmak zorundayız. O bir şey yaptıysa, dinin parçası olduğu içindir.”
Hatta öyle bir noktaya geliyor ki, Nebi’nin sakal bırakması, sağ elle yemek yemesi ya da misvak kullanması bile “sünnet” olarak kabul edilip dinleştirilmiş.
Peki, bu doğru mu? Kur’an bu konuda ne diyor?

Kur’an’a baktığımızda, elçinin görevi son derece net tanımlanmıştır:

“Elçiye düşen sadece apaçık bir tebliğdir.” (Nahl 35, Maide 99, Şura 48)
Yani Allah’ın elçisi, Allah’tan aldığı vahyi insanlara iletmekle görevli. O’nun kişisel davranışları ya da uygulamaları, dini hüküm koyma niteliği taşımaz.

Bir örnek verelim:
Tevbe 29 ayetinde cizye meselesi geçer. Ama onun ayrıntılarını almak için hadis kitaplarına yöneliyorsun. Orada ise bambaşka detaylar, keyfî uygulamalar, şartlara göre değişmiş hükümler görüyorsun. Hâlbuki eğer bir hüküm Allah’tansa, zamanla değişmez, kişiye göre farklılaşmaz. Bu yüzden Allah’ın yasasını sadece Kur’an belirler.

Kardeşim, gel başka bir ayete bakalım.
Ahzab 36:

“Allah ve elçisi bir işe hükmettiği zaman, inanan bir erkek ve kadının, o işte kendi tercih hakları yoktur…”
Bak burada bile karar önce Allah’a, sonra elçiye veriliyor. Ama dur! Elçi burada ne yapıyor? Allah’ın hükmünü tebliğ ediyor.
Elçi, Allah adına karar veren biri değil, Allah’tan geleni aynen aktaran biri.

Daha da ilginci, Kur’an’ın çok önemli bir vurgusu var:

“Biz seni onların başına bekçi göndermedik.” (Nisa 80, Şura 48)
“Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.” (Gâşiye 21-22)
Yani elçinin görevi, Allah’ın vahyini iletmek. İnsanlara zorla kabul ettirmek ya da onların hayatını şekillendirmek gibi bir yetkisi yok. Zorlayıcı, düzen koyucu, yasa belirleyici olan yalnız Allah.

Hadi en çarpıcı örneklerden birini verelim:
Nebî kendi içtihadıyla bir konuda karar veriyor, ama hemen uyarılıyor.
Tevbe Suresi 43:

“Allah seni affetsin! Neden doğru söyleyenler sana belli olmadan onlara izin verdin?”
Burada Allah, elçisini bile uyarıyor. Çünkü onun görevi “din koymak” değil, sadece Allah’tan geleni aktarmak. İşte o yüzden elçi, içtihat yaptığında, bu Allah’ın dini olmuyor. Hata varsa düzeltiliyor.
Ve bu çok net bir şey söylüyor bize:
Elçi = Hata yapabilir.
Elçi = Din koyamaz.
Elçi = Vahyi aktarır.

Kardeşim, bir de “sünnet” meselesine gelelim.

“Sünnet” kelimesi Kur’an’da geçer, ama Allah’ın sünneti olarak.
Yani Allah’ın değişmeyen yasasıdır bu.

“Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih 23)
Ama “Muhammed’in sünneti” diye bir din inşa edilmesi, Kur’an’da hiç yok.
Nebi’nin yaptığı uygulamalar olabilir, ama bunlar örfî ve kişisel tercihlerdir.
Bunların dinin parçası gibi sunulması, Allah’a iftira olur.

Sonuç olarak kardeşim, Kur’an’da çok net bir çizgi var:

Allah hüküm koyar.
Resul, bildirir.
İnsanlar da özgürce inanır ya da inanmaz.

Ne resul tanrılaşır, ne söyledikleri Kur’an’la yarışır.
O yüzden din adına tek kaynak Kur’an’dır.
Resulün görevi de sadece o kitabı insanlara iletmektir.

Bu, elçiyi küçümsemek değil, tam tersine onu doğru anlamaktır.
Çünkü Allah’ın seçtiği biri, Allah’tan geleni değiştirmeye cüret edemez.
Ve bizler de, Allah’ın kitabını bırakıp, onun adına başka yasalar koyanlara değil, Allah’a kul oluruz.

Selam ve dua ile…
aydinorhon.com