Allah’ın Yoluna Tutunmak ve Hakikati Bulmak
İnsanın İçindeki Bitmeyen Soru
İnsan, dünyaya gözünü açtığı andan itibaren farkında olsun ya da olmasın bir arayışın içine düşer. Çocukken bu arayış “Bu neden böyle?” sorusuyla başlar, büyüdükçe “Ben kimim, nereye gidiyorum?” sorusuna dönüşür. Hayat ilerledikçe sorular değişir ama arayış bitmez. Çünkü insan, sadece yemek içmek için yaratılmamıştır. İçinde, doğruyu bulma isteği vardır.
Bu istek tesadüf değildir. Kur’an buna fıtrat der. Fıtrat; insanın yaratılışına yerleştirilmiş olan hakikate yönelme eğilimidir. İnsan bazen bu sesi bastırır, bazen üzerini örter ama tamamen susturamaz. Ne kadar kaçarsa kaçsın, bir yerde durup yeniden sormaya başlar: “Doğru olan ne?”
İşte Kur’an tam bu noktada devreye girer. Kur’an, insanın içindeki bu sorulara cevap vermek için indirilmiştir. O, insanın karanlıkta el yordamıyla yol aramasını istemez. Yolunu bilerek yürümesini ister.
Bu yüzden Kur’an, dini insanlara bırakmaz. Din, insanların zamanla oluşturduğu bir sistem değildir. Din; alemlerin Rabb’i tarafından belirlenen ilahi bir düzendir. Kur’an bu gerçeği açık ve net bir ifadeyle ortaya koyar:
“Dikkat edin! Din yalnızca Allah’a aittir.”
(Zümer 39/3)
Bu ayet, insanın zihninde netlik oluşturur. Çünkü burada tartışmaya açık bir alan bırakılmaz. Din Allah’ındır. Sahibi O’dur. Yetki O’na aittir. İnsan dinin sahibi değil, muhatabıdır.
Din ile İnsan Sözü Arasındaki İnce Çizgi
Bugün insanların en çok zorlandığı meselelerden biri, din ile insan sözünü ayırt edememektir. Çünkü din adına konuşan çoktur. Herkesin bir yorumu, bir anlayışı, bir vurgusu vardır. Bir süre sonra insan şunu fark eder: Ses çoğalmıştır ama yön kaybolmuştur.
Bir düşün… Kalabalık bir yerde yol soruyorsun. Beş kişi beş ayrı yön tarif ediyor. Her biri kendinden emin. Hangisini dinleyeceksin? İşte bugün din konusunda yaşanan tam olarak budur.
Kur’an bu karmaşayı ortadan kaldırmak için ölçüyü koyar:
“Yol göstermek yalnızca Allah’a aittir.”
(Nahl 16/9)
Bu ayet şunu öğretir:
İnsan yol tarif edebilir ama yolu belirleyemez.
İnsan anlatabilir ama hakikati üretemez.
Hakikat yukarıdan gelir. Aşağıdan inşa edilmez.
Bu yüzden hakikati arayan biri için ilk adım, herkesin söylediğini “din” kabul etmekten vazgeçmektir. Kur’an’a uymayan hiçbir söz, ne kadar yaygın olursa olsun, bağlayıcı değildir.
Dosdoğru Yol ve Yan Yollar
Kur’an, insanı çok yola çağırmaz. Aksine yolları azaltır. Dağıtmaz, toplar. Allah, insanı başıboş bırakmaz. Tek bir ana yol gösterir ve bu konuda açık bir uyarıda bulunur:
“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur; ona uyun. Sizi O’nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın.”
(En‘âm 6/153)
Bu ayet çok şey anlatır.
Bir yol vardır: Allah’ın yolu.
Bir de “yollar” vardır: insanın ürettikleri.
Oysa Kur’an’ın sunduğu yol eksiksizdir. Ne eklemeye ihtiyaç duyar ne de çıkarmaya izin verir. İnsanların dine yaptığı her ilave, çoğu zaman iyi niyetli olsa bile, yolu daraltır ya da saptırır.
Gelenek, Alışkanlık ve Hakikat
Birçok insan dini, doğduğu çevrede gördüğü gibi yaşar. Babasından gördüğü, annesinden duyduğu neyse onu din zanneder. Sorgulamaz. Çünkü sorgulamak rahatsız edicidir. Alışkanlık ise güven verir.
Kur’an bu durumu çok net bir şekilde eleştirir:
“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler.”
(Bakara 2/170)
Bu ayet sadece geçmişi anlatmaz. Bugünü de anlatır. İnsan çoğu zaman doğruyu değil, alıştığını savunur. Çünkü alışkanlık hesap sormaz. Hakikat ise insanı kendisiyle yüzleştirir.
Bir düşün… Yanlış olduğunu bildiğin bir alışkanlığı bırakmak mı daha zordur, yoksa onu savunmak mı? Çoğu insan savunmayı seçer. Din konusunda da bu böyledir. Ama Kur’an, insanı rahatına değil, hakikate çağırır.
Kur’an: Hayatın İçin Bir Rehber
Kur’an sadece ahireti anlatmaz. Hayatı da anlatır. Adaleti, ahlakı, merhameti öğretir. İnsan ilişkilerini düzenler. Kur’an’ın rehberliği sadece camide değil, hayatın her alanında geçerlidir.
Allah Kur’an’ın bu yönünü şöyle ifade eder:
“Bu kitapla insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için sana indirdik.”
(İbrahim 14/1)
Karanlık bazen bilgisizliktir.
Bazen yanlışta ısrardır.
Bazen de hakikati bildiği hâlde yaşamamaktır.
Kur’an bu karanlıklardan çıkarmak için indirilmiştir. Ama bunun için Kur’an’ın hayata girmesi gerekir. Duvara asılan, kapağı açılmayan, anlamı düşünülmeyen bir kitap rehberlik yapmaz.
Bir harita düşün… En doğru harita bile açılmadıkça yol göstermez.
Kur’an Yeter mi?
Bazıları “Sadece Kur’an yeter mi?” diye sorar. Aslında bu soru, Kur’an’ın eksikliğinden değil; insanın alışkanlıklarından kaynaklanır. Çünkü insan kalabalıkta yürümeyi sever.
Kur’an bu konuda net bir çağrı yapar:
“Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.”
(Âl-i İmrân 3/103)
İp birdir.
Tutunan kurtulur.
Bırakan savrulur.
Kur’an, insanı eksik bırakmaz. Eksik olan insanın Kur’an’la kurduğu bağdır. Kur’an merkeze alındığında birçok tartışma kendiliğinden anlamını yitirir.
Hakikatle Yürümek
Hakikati bulmak bir anlık bir iş değildir. Bir yolculuktur. Kur’an’la yürüyen insan zamanla sadeleşir. Gereksiz yükleri bırakır. Daha az konuşur, daha çok düşünür.
Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:
Dinin sahibi Allah’tır.
Yolu belirleyen Allah’tır.
Rehberi Kur’an’dır.
İnsan sözleri ancak Kur’an’a götürüyorsa değerlidir. Hakikati isteyen herkesin adresi Kur’an’dır. Onu anlamak, düşünmek ve hayatına taşımak; Allah’ın sunduğu nimete verilecek en doğru karşılıktır.
Hakikat Allah’tandır.
Eksiklik ve hata ise bizim aczimizdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com