ATALARINIZIN DİNİNİ HİÇ SORGULADINIZ MI?
Bir yerden başlamak gerekiyor. Çünkü din dediğimiz şey, çoğumuz için seçtiğimiz değil; içine doğduğumuz bir gerçeklik. Anne-babamız neyse, mahallemiz neyse, cemaatimiz neyse… Biz de oyuz. Çoğu insan hayatı boyunca “neden böyle inanıyorum?” sorusunu sormadan yaşıyor. Sormadığı için de cevap aramıyor. Cevap aramadığı için de sorgulamıyor. Sorgulamadığı için de emin olduğunu sanıyor.
Ama Kur’an’ın tavrı bu değil.
Bakara 170. ayette Allah, tam da bunu yüzümüze vuruyor:
“Ataları hiçbir şey akıl etmemiş, doğruyu bulamamış olsalar da mı?”
Bu ayet bir tokat gibidir. Çünkü şunu sorar:
DOĞRU OLAN ŞEY, ÇOĞUNLUĞUN YAPTIĞI MIDIR?
YOKSA HAK, SAYIYLA MI BELİRLENİR?
Bugün “atalarımızdan böyle gördük” dediğimiz pek çok şey, Kur’an’la yüzleştirildiğinde ayakta kalamıyor. Ama biz yüzleştirmiyoruz. Çünkü konforumuz bozulur. Çünkü sorgulamak cesaret ister. Çünkü sorgulamak, insanın kendi yanlışlarıyla da yüzleşmesini gerektirir.
YÜCE ALLAH’IN KOYDUĞU ÖLÇÜYE GÖRE Mİ, YOKSA KENDİ ARZUNUZA GÖRE Mİ YARGILANMAK İSTİYORSUNUZ?
Nisa 60. ayet çok net bir gerçeği ortaya koyar: İnsan işine gelmediğinde Allah’ın hükmünü değil, kendi arzusunu meşrulaştıracak kapılar arar. Ayette “tağut” kavramı geçer. Tağut sadece put değildir. Tağut, Allah’ın hükmünün yerine koyduğun her şeydir.
Bazen bu bir kişi olur.
Bazen bir tarikat.
Bazen bir hoca.
Bazen bir gelenek.
Bazen de bizzat kendi nefsin.
ALLAH’IN HÜKMÜ KARŞISINDA KİMİ HAKEM YAPIYORSUN?
Bu soru rahatsız edicidir. Çünkü insan çoğu zaman Allah’a değil, kendini rahatlatan yoruma uymak ister. Ayet açık olsa bile “ama hocam şöyle dedi” diyerek içini rahatlatır. Oysa Kur’an, bu tavrı şeytanın bir oyunu olarak tanımlar.
KUR’AN’DAN BAŞKA KAYNAK MI ARIYORSUNUZ?
Yunus 15. ayet, Kur’an’ın değiştirilemezliğini ve yeterliliğini vurgular. Nebi’ye bile “bunu değiştir” diyen bir zihniyet varsa, bugün Kur’an’ı yetmez gören zihniyetin olması şaşırtıcı değildir.
Burada ince bir nokta var:
Kimse çıkıp “Kur’an yetmez” demez.
Ama pratikte şunu der:
“Kur’an’ı sen anlamazsın.”
“Kur’an’ı ancak biz açıklarız.”
“Kur’an tek başına olmaz.”
PEKİ ALLAH, EKSİK BİR KİTAP MI GÖNDERDİ?
Eğer Allah kitabını anlaşılmaz gönderdiyse, bu adalete sığar mı?
Eğer anlaşılır gönderdiyse, neden araya zorunlu aracı koyuyoruz?
YÜCE ALLAH DIŞINDA ŞEFAATÇİNİZ Mİ VAR?
Şefaat konusu, en çok suistimal edilen konulardan biridir. Yunus 18. ayet bu meseleyi netleştirir: Allah’ın izni olmadan kimse kimseye fayda veremez.
Ama biz ne yapıyoruz?
“Falanca zat bizi kurtarır.”
“Onun yüzü suyu hürmetine.”
“Onlar olmasa biz mahvolurduk.”
ALLAH, KENDİ KULUNU KURTARAMIYOR DA ARACIYA MI MUHTAÇ?
Bu düşünce farkında olmadan Allah’ı küçültür. Şefaat umudu, sorumluluktan kaçış kapısı hâline geldiğinde tehlikelidir. Çünkü insan “nasıl olsa birileri bizi toparlar” diyerek kendi hesabını ihmal eder.
KADERCİ MİSİNİZ?
En’am 148. ayet, kaderi bahane ederek sorumluluktan kaçan zihniyeti yerle bir eder. Her kötülüğü Allah’a yıkmak, insanın kendini temize çekme yöntemidir.
“Allah böyle yazmış.”
“Ne yapalım kader.”
“Nasip değilmiş.”
PEKİ İRADEYİ ALLAH NEDEN VERDİ?
Kur’an’da kader, insanı pasifleştiren bir zincir değil; insanı sorumluluğa çağıran bir bilinçtir. Ama biz kaderi, hesap vermemek için siper yapıyoruz.
SORGULAMADAN DİN ADAMLARINA TESLİM Mİ OLDUNUZ?
Tevbe 31. ayet çok çarpıcıdır. Allah, din adamlarını Rabb edinmekten bahseder. Bu secde etmek değildir sadece. Söylediğini sorgusuz kabul etmektir.
Bugün kimse hocasına “Rabb’im” demiyor. Ama:
“Hocam öyle dedi.”
“O daha iyi bilir.”
“Sorgulama, fitne olur.”
AKLI KİM İPTAL ETTİ?
SORGULAMAK NE ZAMAN GÜNAH OLDU?
Allah aklı devre dışı bırakmamızı değil, kullanmamızı ister.
RESULÜN SIRADAN BİR İNSAN OLMASINI KABULLENEMEDİNİZ Mİ?
Furkan 7-8. ayetler bize çok önemli bir gerçeği hatırlatır: Nebi bir insandı. Yemek yedi, çarşıya çıktı, yoruldu.
Ama biz onu ya ulaşılamaz bir mit hâline getiriyoruz ya da yanlış bir şekilde kutsallaştırıyoruz. Oysa örnek olması için insandı.
ULAŞILAMAYAN ÖRNEK, ÖRNEK DEĞİLDİR.
YÜCE ALLAH’A TAM TESLİM OLAMADINIZ MI?
Ankebut 61. ayet çok acı bir çelişkiyi gösterir: İnsan Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul eder ama hayatını O’na göre düzenlemez.
Diliyle inanır,
Ama tercihiyle başka yere gider.
ALLAH’A İNANMAK BAŞKA, ALLAH’A TESLİM OLMAK BAŞKADIR.
YÜCE ALLAH’TAN BAŞKASINDAN BEKLENTİYE Mİ GİRDİNİZ?
Fatır 14 ve Ahkaf 5 ayetleri, ölülerden, türbelerden, yatırdan medet ummanın anlamsızlığını ortaya koyar.
DUYMAYAN, CEVAP VERMEYEN BİR VARLIKTAN NE BEKLİYORSUN?
Bu, Allah’a güven eksikliğinin göstergesidir.
SON SÖZ
Bu ayetlerin ortak çağrısı şudur:
DİN, KÖR TAKLİT DEĞİL; BİLİNÇLİ TESLİMİYETTİR.
ALLAH, AKLINI KULLANMAYAN İNSANDAN RAZI OLMAZ.
SORGU SUAL ETMEDEN İNANMAK, İMAN DEĞİL ALIŞKANLIKTIR.
Bu bir saldırı değil.
Bu bir davettir.
Kendine dürüst olma daveti.