Kardeşim, gökyüzüne şöyle başımızı kaldırıp baktığımızda aslında her gün önümüzden akıp giden o müthiş düzeni ne kadar az düşündüğümüzü fark ediyoruz. Her şey o kadar sessiz, o kadar istikrarlı akıyor ki, çoğu insan bu düzeni sıradan bir akış gibi görüyor. Oysa Yüce Allah, göklerde ve yerde olup biten her şeyi hem bir ayet, hem bir uyarı, hem de bir hatırlatma olarak önümüze koymuş durumda.
21 Enbiya Suresi 33. ayette şöyle buyuruyor: “O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Hepsi bir(er) yörüngede yüzerler.” Düşünsene, her sabah güneş hiç aksatmadan yeniden doğuyor. Biz uyanıyoruz, hayatımıza devam ediyoruz ama o doğuşun arkasındaki kudreti pek düşünmüyoruz. Güneş sadece dünyayı aydınlatmıyor; insana moral veren bir başlangıç, hayata yeniden tutunma işareti, yepyeni bir imkânın kapısı oluyor. Bir karanlık ve belirsizlik sembolü olan uzayın ortasında bize umut aşılayan bir ışık gibi duruyor.
Ay da öyle… Karanlık gecelerde ışığıyla yol gösteriyor. Güneşten aldığı ışığı yansıtarak hem insanlara hem hayvanlara yardım ediyor. Takvimlerin belirlenmesinde, mevsimlerin düzenlenmesinde, tarımsal faaliyetlerde adeta bir rehber. Dünya’nın çekim sistemiyle birleşip gelgitleri oluşturuyor ve denizlerdeki tüm hareketliliği düzenliyor. Bir an durup düşününce insan fark ediyor ki, sadece bir gök cismi değil; hem fiziksel hem de manevi anlamda insanı düşündüren, sükûnete çağıran bir ayet aslında. Ayın evrelerine bakan her insan biraz daha tevazuya, biraz daha farkındalığa davet ediliyor.
Bu yüzden Enbiya 33’teki “Hepsi bir yörüngede yüzerler” ifadesi sadece bir astronomi bilgisi değil; Allah’ın kurduğu kusursuz düzenin altını çizen bir hayat dersi aslında.
İbrahim Suresi 33. ayette de bu düzen şöyle anlatılır: “Düzenli seyreden güneşi ve ayı sizin hizmetinize vermiş, geceyi ve gündüzü de hizmetinize sunmuştur.” Düşünsene kardeşim, altını tekrar çiziyor: “sizin hizmetinize.” Yani her şey bir amaçla, bir hikmetle, insanın fark etmesi için yaratılmış. Gece ve gündüzün birbirinin içine girmesi, zamanın akışı, güneşin ve ayın ritmi… bunların her biri hem yaratılışın hem de insan hayatının geçiciliğini hatırlatıyor.
Zamanın akışı durmuyor; hiçbir şey sonsuz değil. Bu da bize şunu fısıldıyor: “Boşa tükettiğin her gün, geri gelmeyecek.” Ayetteki “belirlenmiş bir süre” vurgusu da tam bunu anlatıyor. Allah’ın her şeyden haberdar olduğu hatırlatması ise hem bir uyarı hem bir güven duygusu veriyor. Yani Rabbimiz hem düzenin sahibi, hem kontrolün sahibi, hem de yaptığımız her şeyin şahidi.
Lokman Suresi 29. ayette şöyle buyuruyor: “Bilmez misin ki Allah geceyi gündüzün içine koyuyor, gündüzü de gecenin içine koyuyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Buradaki soru aslında bir sitem gibi kardeşim… “Bilmez misin?” Yani, bunu fark etmiyor musun? Göklerin işleyişi öylesine gözünün önünde, öylesine canlı, öylesine düzenli ki insanın düşünmemesi neredeyse imkânsız olmalı. Ama ne yazık ki çoğu insan o düzeni görüyor ama anlamını görmüyor.
Ayetteki akış, kusursuz bir teslimiyet anlatıyor: Güneş ve ay bir an bile rotasından sapmaz. Çünkü onları yöneten bir irade vardır. Bu düzen, insanın kendi hayatında da bir denge kurması gerektiğini hatırlatıyor aslında. Gecenin sakinliği ve gündüzün hareketliliği bile insanın iç dünyasını eğiten birer ayet gibi. Bir düşün, gece bizi durmaya, dinlenmeye, tefekküre çağırırken; gündüz çalışmaya, üretmeye, harekete geçiriyor. Tıpkı insanın dünyadaki yolculuğunun iki yüzü gibi: hem sakinlik hem hareket, hem düşünce hem sorumluluk.
Kardeşim, göklerdeki bu düzen sadece bir bilgi değil, bir davet aslında. “Bak ve düşün” diyen bir davet. Çünkü Allah’ın kudretini gören insan hem iç huzur bulur hem de sorumluluğunun farkına varır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com
