BİR TARİKATÇININ HİKÂYESİ
Bu hikâye sıradan bir insanın gözünden başlıyor:
Bir tarikatçıyla sohbet ettim ve sordum:
— Neden şeyh aracılığıyla tövbe ediyorsunuz? Şeyhin aracılığı olmadan Allah sizi duymuyor mu?
Cevabı basit ama düşündürücüydü:
— Valinin huzuruna çıkarken bile önce sekreteriyle görüşülür.
İşte mesele burada başlıyor: İnsan, Allah’a ulaşmayı bir aracının varlığına bağladığında, doğrudan Rabbine yönelme hakkını kendinden alıyor. Bu, bidatın en masum görünen hâllerinden biri. Çünkü iyi niyetle yapılan her aracıya bağlı ibadet veya ritüel, insanı Allah’tan uzaklaştırabilir.
Kur’an bize tam tersini söylüyor:
“Biz insanı yarattık, nefisinin ona neler fısıldadığını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 16)
“Bana dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara 186)
Yani Allah, kuluna en yakın olandır; aracısız, doğrudan ve samimi bir yönelişi kabul eder. Bidat ise genellikle bu doğrudanlığı engeller:
- İbadet bidatı, ibadetin şekline sonradan eklenen gereksiz uygulamalardır.
- İnanç bidatı, Allah’a ve elçisine dair sonradan eklenen yanlış tasavvurlardır.
- Günlük yaşam bidatı, dini kisve altında yapılan ama Kur’an ve sünnete dayanmayan alışkanlıklardır.
Hikâyedeki tarikatçı iyi niyetliydi. Ama niyeti Allah’a değil, şeyhe bağlıydı. Kur’an’a dönmek, samimi niyetle Allah’a yönelmek ve bidattan kaçınmak, insanı doğru yola taşır. Çünkü Allah, niyeti gören ve duayı işiten yüce bir Rabdir; aracıya gerek yoktur.
Özetle:
Bu hikâye, bir insanın kendi niyeti ve bidat arasında sıkışmasını gösteriyor.
Ve bize hatırlatıyor ki: Allah’a yönelmek, aracıya veya ritüele bağlanmak değil, samimiyetle O’na yaklaşmaktır.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com