Dua: Söz mü Fiil mi?
Kardeşim, çoğu zaman dua deyince gözümüzün önüne şu manzara gelir: Eller semaya açılır, gözler kapanır, kalpten gelen birkaç cümle Allah’a sunulur. Elbette bu da duadır. Ama Kur’an’a dikkatle bakınca görüyoruz ki dua, bundan çok daha büyük bir anlam taşır. Dua sadece dil ile yapılan bir istek değil; insanın tüm hayatıyla ortaya koyduğu bir yöneliştir.
Kur’an’da dua kelimesi bazen Allah’a çağrı anlamında, bazen de ibadetin kendisi olarak geçer. “Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim. Bana kulluk etmekten büyüklenenler aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mümin 40:60). Görüyor musun? Burada dua ile kulluk aynı şey gibi sunuluyor. Yani dua, hayatı Allah’a yöneltmektir.
Şimdi düşün: Bir insan sürekli kötülük yapıyor, haksızlık ediyor, başkasının hakkını yiyor. Sonra da ellerini açıp “Allah’ım bana hayırlı rızık ver” diyor. Bu sözlü duadır, ama fiilen ettiği dua tam tersidir. Çünkü Kur’an şöyle der: “Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehine, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.” (Fussilet 41:46). Yani insanın fiili, sözünün önüne geçer.
Hatta bazen insan kendi kendine farkında olmadan beddua eder. “İnsan, hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir.” (İsrâ 17:11). Öfkelendiğinde ağzından çıkan sözlerle, ya da yanlış bir tercih ile aslında kendi üzerine bela çağırır. Düşünsene, trafikte kırmızı ışıkta geçen biri var. Dilinden hiçbir söz çıkmıyor ama fiilen kendine beddua ediyor. Çünkü hem kendi canını hem başkasınınkini tehlikeye atıyor.
Kardeşim, Kur’an bize başka bir boyut daha gösteriyor: Dua bazen adaletle davranmaktır. “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa…” (Nisâ 4:135). Bu ayet adaletli olmanın aslında Allah’a yönelişin bir göstergesi olduğunu anlatıyor. Yani adil bir insanın hali şunu söylüyor: “Allah’ım ben senin rızana uygun yaşamak istiyorum.” Bu da duadır, hem de en etkili olanıdır.
Bir de zulme karşı durmak var. Kur’an, “Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur.” (Hûd 11:113) diyerek çok açık bir uyarı yapıyor. Eğer zulme göz yumarsan, fiilen “Allah’ım beni de o ateşe kat” demiş gibi oluyorsun. O yüzden zulme sessiz kalmamak, aslında güçlü bir duadır.
Bak, günlük hayattan birkaç örnek verelim:
- İşinde rüşvet almamak, fiili duadır. Çünkü “Allah’ım ben helal rızık istiyorum” demektir.
- Görevini kötüye kullanmamak, fiili duadır. Çünkü “Allah’ım bana emaneti koruyacak güç ver” demektir.
- Bir yetime sahip çıkmak, fiili duadır. Çünkü “Allah’ım ben merhametini istiyorum” demektir.
- Çöpleri yere atmamak bile fiili duadır. Çünkü “Allah’ım senin yarattığın dünyaya sahip çıkmak istiyorum” demektir.
Kur’an ayrıca duanın gizliliğine de dikkat çeker: “Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.” (A’râf 7:55). Bu gizlilik sadece fısıldayarak yapılan değil; kalpteki samimiyet ve hayatın içindeki kararlı duruştur. Sen doğru bir hayat sürdürdüğünde, kimseye göstermesen bile sürekli dua halindesin.
Sonuç olarak kardeşim, dua üç boyutlu bir şey:
- Sözlü dua: Eller açılır, dilden Allah’a yakarış yükselir.
- Fiili dua: Adaletli davranışlar, zulme karşı çıkışlar, helal kazanç, merhamet, dürüstlük.
- Hayatın tamamı olarak dua: Niyetin, sözün ve fiillerin birleştiği bütünsel yöneliş.
Bunların içinde en kuvvetlisi hangisi dersin? Elbette hayatın tamamını dua haline getirmek. Çünkü Kur’an’da “Allah, yaptıklarınızı bilir.” (Hucurât 49:18) deniyor. Allah için önemli olan sadece söylediğin sözler değil; o sözleri destekleyen yaşam tarzındır.
Kardeşim, asıl mesele şu: Sen nasıl yaşıyorsan aslında öyle dua ediyorsun. Dilde “Allah’ım bana iyilik ver” deyip fiilde kötülük yaptığında, dilinle duan kabul olsa bile yaşamınla onu iptal ediyorsun. Ama sözün ve fiilin birleştiğinde, işte o zaman duan hem dünyada hem ahirette karşılık buluyor.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com