Gemiyi Kaçırma: Her Çağın Nuh’u, Her Dönemin Tufanı Var
Nuh’un gemisi… Sadece geçmişte yaşanmış bir felaketin değil, her çağda yaşanan bir ayrışmanın adı. Kur’an bunu anlatırken, bize bir olaydan ziyade bir duruşu, bir tercihi, bir akıbeti hatırlatıyor. O gemi, tahta parçalarının bir araya geldiği bir yapı değil sadece; o gemi, vahye inananların bilinçle bir araya geldiği bir topluluktur. Her çağda yeniden inşa edilen, her dönemde yeniden inen bir hakikat platformudur.
Nuh’un gemi meselesi Kur’an’da birçok surede geçer ama hiçbiri sadece “tarihi bir bilgi” vermez. Her anlatım, aynı zamanda bir mesajdır: Hakikate sırt çeviren her toplumu bir tufan bekler. Nuh’a şöyle denir: “Senin kavminden, daha önce iman etmiş olanlardan başkası artık inanmayacaktır. Artık onların yaptıklarından dolayı üzülme.” (Hud 11:36) Bu cümle her şeyi özetler. İnat, öyle bir noktaya ulaşmıştır ki artık uyarının bile faydası kalmaz. İşte helak, bu noktada devreye girer. Çünkü Allah kimseyi sebepsizce, ayrıca dünyada cezalandırmaz; uyarı bitince, sorumluluk başlar.
Nuh’a vahyedilen şu emir aslında tüm çağların özeti gibidir: “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle bir gemi yap.” (Hud 11:37) Dışarıdan bakanlar için bu bir marangozluk işidir; ama iç yüzünü bilenler için bu, vahyin inşa ettiği bir bilinç gemisidir. Bu gemi bir alan, bir toplum, bir bilinç havzasıdır. Bugün bu bir konferans salonu olabilir, bir okul olabilir, bir site, bir köy, bir platform… İçinde vahiy olan, vahyin davetine kulak veren herkes bu gemiye dahildir.
Geminin içine kim alınır? “Her türden birer çift ve iman edenler.” (Hud 11:40) Dikkat et, yalnızca insanlar değil, türlerin devamı da korunur. Çünkü vahiy sadece insanı değil, yaratılmış tüm sistemi gözetir. Gemideki her varlık, Allah’ın adalet terazisinde yerini alır. Ama bu gemiye Nuh’un kendi oğlu alınmaz. Çünkü o, o geminin ruhuna yabancıdır. “Ey Rabbim, o benim ailemdendir!” diyen Nuh’a şu net cevap verilir: “O, senin ailenden değildir. O, salih olmayan bir iştir.” (Hud 11:46)
Bu cümle, bağları kökünden sarsan bir cümledir. Allah katında kan bağı değil, inanç bağı geçerlidir. Aile, soy, akrabalık değil; hakikate bağlılık kurtuluşu getirir. Bu yüzden, gemi Allah’ın dinine sarılanların alanıdır. O gemide yalnızca iman edenler vardır. Onlara “deli” denmiştir, “sapık” denmiştir, alaya alınmışlardır. Tıpkı bugün olduğu gibi… Ama unutmayalım: Bugün o gemiye binenler de aynı ithamlarla karşılaşacaklar. Çünkü Kur’an’ın anlatım tarzı, zamansızdır. Geçmişte olduğu gibi bugün de anlaşılır. Yarında da anlaşılacaktır. Çünkü bu anlatımın sahibi Allah’tır.
Tufan geldiğinde, “yeryüzü kaynaklarından sular fışkırdı, gökten de sular boşaldı.” (Kamer 54:11-12) Gemi, “dağlar gibi dalgalar” içinde yüzdü. (Hud 11:42) Bu tufan, inkârcı düzenin çöküşünü temsil eder. Fiziki bir felaketin ötesinde, batıl bir sistemin helak oluşudur bu. Ve sonunda gemi “Cudi’ye oturdu.” (Hud 11:44) Kur’an sadece bir dağ ismi vermez. Çünkü önemli olan coğrafya değil, kavramdır. Cudi, vahye uyanların varabildiği kurtuluş noktasıdır.
Bugün de tufan var. Ama bu kez sular değil, yalanlar boğuyor insanları. Hakikat, ekran ışıklarıyla gölgeleniyor. Gemi hâlâ yapım aşamasında. Hâlâ birileri tahtaları taşıyor, hâlâ birileri “deli misiniz, hadis ayeti nesh eder?” diyor. Ama Allah’ın sünneti değişmez. Vahye kulak tıkayan her toplum, kendi tufanını hazırlar. Ve vahye sarılan her birey, her grup, o gemide yerini alır. Gemi büyüktür. Dışarıdan küçük görünebilir ama içinde bir ümmet taşır.
Unutma, sen o geminin içindeysen kurtuluşa namzetsin. Ama dışındaysan, ne etiketin, ne soyun, ne de konumun seni kurtarmaz. O gemi, ilahi ölçüyle yürüyenlerin mekanıdır. Kur’an bu yüzden bu kıssayı anlatır. Çünkü tarih değil, tercih önemlidir.
Selam ve dua ile…
aydinorhon.com