30 Ekim 2024

Hadis Usulü ve Dini Referanslar…

ile aydinorhon

Geleneksel dinde hadis usulü, hadislerin değerlendirilmesi, tasnifi ve derecelendirilmesi için ortaya konmuş bir yöntemler bütünüdür. Ancak bu yöntemlerin Kur’an’a dayalı olmaması, hatta çoğu zaman tamamen insan aklıyla kurulmuş öznel kriterler üzerine inşa edilmesi, doğal olarak ciddi sorular doğuruyor kardeşim. Çünkü ortada vahye dayalı bir temeli olmayan, fakat dinin kaynağıymış gibi sunulan bir yapı var. İnsanlar da çoğu zaman bu yapının arka planını bilmeden, söyleneni din sanarak kabul ediyor.

Hadis usulünün en temel sorunlarından biri, tamamen kişilerin yorumlarına dayanmasıdır. Ravi güvenilirliği, zincir bütünlüğü, ravinin ahlakı, hafızası, çağdaşlığı gibi kriterler aslında insanın insana verdiği notlardan ibarettir. Kur’an’da böyle bir sistem yoktur. Kur’an, “üzerinize kitabı tamamladım” derken (Maide 3), dinin ölçüsü olarak sadece Kur’an’ı işaret ederken, sözlü rivayetlerin dinin ikinci ana kaynağı haline getirilmesi zaten başlı başına çelişkidir. Nitekim Kur’an, “Sözlerin en güzeli Allah’ın sözüdür” (Zümer 23) buyurduğunda da ölçüyü belirlemiştir: Tek hakem Allah’ın kitabıdır.

Hadis usulünün subjektifliği, aynı hadis için farklı alimlerin farklı hükümler vermesinden de anlaşılır. Birinin sahih dediğine bir başkası zayıf der, birinin reddettiğini diğeri kabul eder. Bu bile kendi içinde tutarsız bir sistem olduğunu göstermez mi kardeşim? Düşünsene; eğer bu sistem gerçekten ilahi bir temele sahip olsaydı, sonuçlarının da tutarlı, net ve değişmez olması gerekirdi. Oysa ortaya karışık bir tablo çıkıyor. Bu da din adına ortaya konan söylemlerin güvenilirliğini zedeliyor.

“Asıl ölçü hadislerdir, ayetleri hadislere göre anlayın” yaklaşımı da büyük bir kırılma noktasıdır. Çünkü bu, Kur’an’ı değil, insan sözü olan rivayetleri merkeze almak anlamına gelir. Bir adım sonrasında insanlar Kur’an’ı kendi belirledikleri usule göre eğip bükmeye başlıyor. Yani aslında “ayetleri biz nasıl istersek öyle anlayacaksınız” demenin daha dolaylı, ama daha etkili bir şekilde dile getirilmiş hali. Bu da dinin özünü perdeleyen, hatta çoğu zaman ters yüz eden bir anlayışa dönüşüyor.

Hadis usulü savunucuları genelde “biz dini koruyoruz” der. Oysa Kur’an bizzat kendisinin korunduğunu söylüyor: “Şüphesiz zikri biz indirdik ve onu elbette biz koruyacağız.” (Hicr 9) Allah’ın koruduğunu söylediği kitabı korumak için insanlar sistem kuruyor, kriter oluşturuyor, kendi akıllarınca bir süzgeç icat ediyor… Bu, Kur’an’a duyulan güvensizliğin bir yansıması değil de nedir? Kur’an’ın yeterliliğini kabul etmeyen bir mantık, doğal olarak dinin merkezine başka kaynakları çekmeye başlıyor.

Burada kritik bir başka nokta daha var: Hadis usulü, zaman içinde din adına yeni otoriteler oluşturan bir yapıya dönüştü. Rivayetlerin doğruluğunu belirleyen kişiler, aslında dinin neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veren kişiler haline geldi. Kur’an ise tam aksine bireyi Allah ile baş başa bırakır: “Doğru yol Allah’ın gösterdiği yoldur.” (Bakara 120) Yani araya kimseyi koymaz. Fakat hadis usulü, insanı Allah’ın kitabından uzaklaştırıp alimlerin değerlendirmesine muhtaç hale getiriyor.

Kardeşim, Kur’an’ın defalarca vurguladığı bir ilke var: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf 40) Hükmü yalnız Allah verir; dini ölçüyü yalnız Allah belirler; doğruyu yanlışı yalnız Allah tanımlar. Hadis usulü ise bu hükme ortak olan bir mekanizma gibi çalışıyor. Çünkü rivayet bir kez “sahih” damgası aldığında, artık Allah’ın sözü gibi bağlayıcı kabul ediliyor. Oysa Allah böyle bir yetki vermedi, böyle bir kaynaktan bahsetmedi.

Ayrıca hadis usulünün temel aldığı ravilerin hayatı, güvenilirliği, hafızası gibi kriterler tarih boyunca tam olarak doğrulanabilir şeyler değildir. Bir insanın “adil” olup olmadığını kim, hangi ölçüye göre belirler? Kur’an buna cevap verir: “İnsanların çoğu zanna uyar.” (Yunus 36) Yani insanlar kanaatle, tahminle, duyumla hareket eder. Hadis usulü de aslında bu zannın sistemleşmiş halidir. Zan üzerine kurulu bir yapının din adına hüküm üretmesi ise Kur’an’ın sert uyarısıyla çelişir.

Bu noktada doğal olarak şu soruyu sormalıyız: Kur’an’ın açık hükümleri varken, eksiksiz bir kitap elimizdeyken, neden insan sözünü ilahi bir merci haline getirelim? Neden dini anlamak için rivayet zincirlerine, ravilerin hayat hikayelerine, alimlerin sınıflandırmalarına muhtaç olalım? Kur’an, insanı özgürleştirir; hadis usulü ise insanı bir yorum sistemine bağımlı hale getirir.

Sonuç olarak, hadis usulü diye sunulan sistem tamamen beşeridir; vahye değil, insanların kendi değerlendirmelerine dayanır. Bu nedenle dinin özünü anlamak isteyen kişinin başvuracağı tek kaynak Kur’an’dır. Çünkü Kur’an’da hiçbir karanlık yoktur, çelişki yoktur, tahmin yoktur, zan yoktur. Kur’an “apaçık bir kitaptır.” (Yusuf 1) İnsan sözleri ise ne kadar iyi niyetle oluşturulursa oluşturulsun, hiçbir zaman Allah’ın sözüyle eş tutulamaz.