Kardeşim, insan biraz kendine dürüst baktığında şunu fark ediyor: Çoğumuz, neye inandığımızı gerçekten düşünmeden büyüyoruz. Evde ne varsa onu alıyor, toplum ne diyorsa onu tekrar ediyoruz. Hatta bazen bir inancın neden doğru olduğuna dair en küçük bir fikrimiz bile olmuyor ama yine de onu savunup duruyoruz. İşte Kur’an tam da bu noktada bizimle konuşuyor; aklımızı uyandırıyor, bizi sarsıyor ve “Dur, bir bak bakalım gerçekten doğru mu?” diyor. Bakara Suresi 170. ayet de bunun en net örneklerinden biri.
Ayette insanların “Allah’ın indirdiğine uyun” çağrısına şöyle cevap verdikleri anlatılır: “Biz atalarımızın izinden gideriz.” Kardeşim, bu cümle sadece tarih boyunca yaşayan müşriklerin değil, bugün pek çok insanın ortak refleksi. Çünkü taklit etmek kolaydır. Çabası yoktur, bedeli yoktur. Ama Kur’an bize kolay olanı değil, doğru olanı gösterir. Yani atamızın yolu doğruysa elbette ne güzel; ama yanlışsa onun peşinden gitmek bizi sorumluluktan kurtarmaz. Kur’an’ın hatırlattığı tam olarak bu.
Kur’an’ın bu uyarısı tek bir ayetle sınırlı değil. Mâide 104 ve Lokmân 21. ayetlerde de aynı alışkanlığın insanı nasıl körleştirdiğine dikkat çekilir. Aklını kullanmayan bir insan, gerçeği duysa bile onu kavrayamaz. Çünkü zihin, taklitle uyuşturulmuş olur. Bu durum, sadece bireysel bir hata değil; nesilden nesile aktarılan bir sapma haline dönüşür. Bakara 168. ayetin “Şeytanın adımlarını izlemeyin” çağrısı da bu bağlamda derin bir anlam taşır. Taklit sadece bir alışkanlık değil; insanı adım adım hakikatten uzaklaştıran şeytani bir tuzaktır.
Kardeşim, insan doğduğu çevreden mutlaka etkilenir. Bu çok doğal. Ama Kur’an bize sürekli şunu hatırlatır: “Kendi aklını kullan.” Çünkü iman, miras kalan bir gelenek değil; bilinçli bir tercih, samimi bir fark ediştir. Atalarımızın inançları doğruysa başımızın tacıdır; ama yanlışsa onları savunmak değil, gerçeği aramak bizim görevimizdir. Kur’an’ın defalarca yaptığı “akletme” çağrısı aslında özgürleşme çağrısıdır. Kendi yolunu kendin bul, başkasının gölgesine sığınma demektir.
İman konusunda sık sık karşımıza çıkan bir başka durum da şu: “Bu kadar insan bilmiyor da sen mi biliyorsun?” Kardeşim, bu cümle dışarıdan bakınca mantıklı gibi görünse de Kur’an’ın mantığına tamamen aykırıdır. Çünkü Kur’an’da hakikat çoğunluğa göre değil, Allah’ın indirdiğine göre ölçülür. Çoğunluğun peşinden gitmenin insanı nasıl yanılttığını da birçok ayette açıkça görürüz. Gerçek, kalabalıkların değil, hakkın yanında olandır.
Şunu da konuşmadan geçmeyelim: Taklit etmek sadece dini anlamda değil, hayatın her alanında insanı düşünmeyen bir varlığa dönüştürür. Ne yaptığını bilmeyen biri hem kendi hayatını hem de başkalarının hayatını karartabilir. Kur’an’ın istediği toplum ise düşünen, sorgulayan, akleden ve bireysel bilinci yüksek bir toplumdur. Böyle bir toplumda iman sağlam olur; çünkü temeli gelenek değil, hakikattir.
Sonuç olarak kardeşim, Kur’an’ın bu ayetleri bize çok net bir mesaj verir: İman, “babam böyle yapmıştı” diyerek sürdürülen bir miras değildir. Allah’ın kitabıyla yüzleşen, aklını kullanan, araştıran ve sağlam delile dayanan bir tercihtir. İnsan ancak böyle bir yolda yürürse gerçekten güven bulur. Hakikati aramak cesaret ister ama bu cesaret insanı özgürleştirir. Gerçek yol da işte bu arayışla bulunur.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com