Salatı Nebi’ye Çevirmek: Bugünün En Büyük Yanılgısı
Salat meselesini konuşurken, hepimizin bildiği ama çoğu zaman farkına bile varmadığı bir problem karşımıza çıkıyor: İnsanlar Allah için yapılması gereken şeyleri, farkında olmadan Nebi’ye yöneltir hâle geliyor. Özellikle “sünnet namazları” dediğimiz uygulamalarda bu durum çok bariz biçimde ortaya çıkıyor. Bir bakıyorsun öğle vaktinde dört rekat farzın yanında altı rekat sünnet, yatsıda dört rekat farzın yanında dokuz rekat sünnet… Fakat işin ilginç tarafı ne biliyor musun kardeşim? Bu sünnetlerin ne olduğunu, neden kılındığını sorunca çoğu kişi net bir cevap veremiyor.
Kimileri “Nebi Muhammed kıldığı için kılıyoruz” diyor, kimileri daha ileri gidip “Onun şefaatine nail olmak için kılıyoruz” diye açıklıyor. Yani Allah’ın emri için kılınan salat bir yerde duruyor, Nebi için kılındığı söylenen sözde “salatlar” onun önüne geçiyor. Burada ister istemez insan düşünüyor: Madem Allah’a yönelmenin adı salat, neden Nebi’ye yönelirmiş gibi bir uygulama ortaya çıktı? Ve nasıl oluyor da Allah için olanı iki rekat, Nebi için olanı on rekat yapıyoruz? Ağırlık nereye kaymış oluyor?
Bu soriyi dürüstçe düşündüğümüzde işin rengi netleşiyor. Kur’an’ın çizdiği çerçeve çok farklı. Kur’an, salatı sadece belli hareketlerden ibaret görmüyor; içeriğiyle, şuuruyla, bağlılık yönüyle bir bütün olarak sunuyor. Nisa 103’te salatın “müminlere vakitli bir farz” olduğu söylenirken, hiçbir yerde “Nebi için şu kadar kılın, Allah için bu kadar kılın” gibi bir ayrım yok. Zaten olamaz da. Çünkü ibadet yalnızca Allah’a yapılır. Bu kural Tevbe 31’de çok net açıklanır: “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve önderlerini rab edindiler.” Yani insan, Allah yerine bir başkasını din kaynağı yapmaya başladığında, farkında olmadan şirk alanına kayıyor.
Bugün “Nebi sünnet kıldığı için sünnet namaz kılıyoruz” diyen milyonlarca insan aslında şunu fark etmiyor: Nebi’ye bir ibadet alanı açıyorlar. Hele ki bu ibadetin gerekçesi “şefaat” ise iş daha da vahim bir noktaya gidiyor. Kur’an’da şefaat mantığı kökten reddedilirken, insanların hâlâ Nebi’yi bir aracı gibi görmesi, “Nebi Allah’tan daha mı merhametli?” sorusunu ister istemez gündeme getiriyor. Zümer 44 bu noktada çok sert bir uyarı yapar: “De ki: Bütün şefaat Allah’a aittir.”
Düşünsene kardeşim… Şefaat tamamen Allah’a aitse ve Kur’an defalarca bunu vurguluyorsa, Nebi’ye yöneltilen “beni kurtar”, “benim için araya gir” beklentisinin anlamı ne? Eğer Allah birini cehennemle cezalandıracaksa, Nebi bunu nasıl ve hangi yetkiyle değiştirecek? Bu durumda Nebi, haşa, Allah’tan daha mı güçlü oluyor? Ya da Allah’ın hükmünü bozabilen biri mi oluyor? Böyle bir düşünce Kur’an’ın hiçbir yerinde yok, tam tersine Kur’an bu tür inançları “ortak koşma” olarak niteler. Yunus 18’de şöyle der: “Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar ne de fayda veremeyen şeylere taparlar ve ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’ derler.” Bugün yaşanan tam olarak budur.
Şimdi bir de işin en tehlikeli kısmına bakalım: Nebi’ye Allah’tan daha fazla salat yöneltmek… Yani Allah’ın belirlediği kadar yetinmeyip Nebi için ilave rekatlar koymak… Kur’an, dini Allah’ın tamamladığını, hükmün sadece Allah’a ait olduğunu söylüyor: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” (En’am 57) Bu kadar açık bir ilkeye rağmen insanlar kendi elleriyle dine ek yapıyor, “sünnet” adı altında Nebi’ye ibadet alanı açıyor. Böyle olunca da farz olan Allah’ın emri ikinci planda kalıyor, asıl ağırlık Nebi’ye dönüyor.
Bu durumun şirk boyutu da burada ortaya çıkıyor. Şirk sadece puta tapmak değildir; Allah’a ayrılması gereken bir alanı bir başkasına vermektir. Bu ister ibadet olsun, ister hüküm koyma olsun, ister kurtarma yetkisi vermek olsun… Fark etmiyor. Allah’ın yanında birini yücelten, ondan medet uman, ona ibadet amacı taşıyan bir eylem yönelten herkes farkında olmadan müşrikleşmiş olur. Fatır 13’te bu konu çok net açıklanır: “Allah’ın yanında çağırdıklarınız hiçbir şeye güç yetiremez.” Buna Nebi de dâhildir; çünkü o da bir kuldur ve Kur’an bunu tekrar tekrar vurgular.
Toparlarsak kardeşim… İnsanlar bugün salatı yalnızca namaza indirgemiş, namazı da Allah için değil “Nebi için kıldıkları sünnetler”le bir ibadet paketine çevirmiş durumda. Allah için iki, Nebi için on rekat kılan bir topluluk ortaya çıkmış. İşin içine “şefaat” inancı da girince, Nebi Allah’tan daha merhametliymiş gibi bir algı oluşuyor. Oysa Kur’an’ın çizdiği din tamamen tevhid üzerine kurulu: İbadet yalnızca Allah’a yapılır. Hüküm yalnız Allah’ındır. Kurtaracak olan yalnız Allah’tır. Şefaat de yalnızca Allah’a aittir. Nebi’nin görevi sadece bunları tebliğ etmektir: “Sana düşen sadece tebliğ etmektir.” (Ra’d 40)
Bu tabloya baktığımızda şunu açıkça görüyoruz: Sünnet adıyla Nebi’ye yöneltilen namazlar, şefaat beklentisiyle yapılan uygulamalar ve Nebi’yi Allah’ın hükmüne ortak eder gibi tasavvur eden anlayışlar Kur’an’a göre şirk tehlikesi taşımaktadır. Çünkü Allah’a ayrılması gereken yeri bir başkasına vermektir.
Senin hazırlamak istediğin ayet merkezli yaklaşım tam da bu noktada ışık tutuyor kardeşim: Kur’an’ın dini, insanların ürettiği din değil. Kur’an ne diyorsa din odur. Ve Kur’an, ibadetin, yönelişin ve kurtuluşun sadece Allah’a ait olduğunu net biçimde ortaya koyar.
İstersen bir sonraki adımda makaleyi daha da genişletebilir, “şefaat” konusunu ayrı bir başlıkta derinleştirebilir veya tarihsel süreçte bu yanlış inancın nasıl ortaya çıktığını da sohbet kıvamında anlatabiliriz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir. Formun Altı
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com