24 Temmuz 2025

Kur’an’ın Işığında: El Kesme Cezası mı, Toplumsal Çözüm mü?

ile aydinorhon

Kur’an’ı anlamaya çalışırken bazen bazı ayetler bizi zorlar. Hele ki geçmişte duyduklarımızla Kur’an’dakiler çatışıyorsa, işte orada durup düşünmek gerekir. Bugün birlikte Maide Suresi 38 ve 39. ayetlere bakalım. Hani şu çok konuşulan “el kesme” ayeti…

“Çalan erkekle çalan kadının ellerini kesin; bu, Allah tarafından bir cezalandırmadır. Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Maide 5:38)

Açık gibi duruyor değil mi? Ama hemen ardından gelen ayet şöyle:

“Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah bağışlayandır, merhametlidir.” (Maide 5:39)

Durun şimdi. Bir kişi elini kaybettikten sonra tevbe ettiğinde neyi düzeltmiş olacak? Bu ayetler bize ne diyor olabilir?

Kur’an’ın bütünlüğünü dikkate aldığımızda, el kesmenin illa fiziksel bir uzvun kesilmesi anlamında değil, sembolik olarak da anlaşılabileceğini görüyoruz. Kur’an’da “el” sadece uzuv anlamında değil, güç, yetki, sorumluluk anlamında da kullanılır. “Eline fırsat geçti”, “elinde imkan var” gibi ifadeler bizde de vardır. Kur’an da aynı dili kullanır.

O hâlde ne diyor bu ayet? Hırsızlığı yapan kişinin, toplumsal düzende yetki ve güvenilirliğini yitirmesi, elinin devreden çıkarılması… Yani artık ticaret yapamaz, sorumluluk verilemez hâle gelir. Toplum nezdinde eli devre dışı kalır. Fiziksel değil, sosyal bir kopuştur bu.

Hemen peşinden gelen ayet ise kapıyı açık bırakır: “Tevbe ederse, durumunu düzeltirse…” Yani kişinin kendini topluma yeniden kabul ettirmesi mümkün. Hatalı davranışını telafi ederse yeniden itibar kazanabilir. Bu, fiziki bir uzuv kesilse nasıl mümkün olabilir?

Bakın, biz burada cezadan kaçmıyoruz. Ama Kur’an’ın bir cezayı niye verdiğini, nasıl uyguladığını, hangi bağlamda sunduğunu anlamaya çalışıyoruz. Allah adalet sahibidir. Ve O’nun adaleti, merhametiyle birlikte işler. Sadece ceza değil, ıslah da vardır.

Hırsızlık bir sonuçtur. Onu doğuran sebepler ne? Açlık mı? Yoksulluk mu? İşsizlik mi? Zorunluluk mu? Kur’an bunları da düşünmeye çağırır. “Zorla günaha sürüklenmişse affedilir” gibi ifadeler vardır. Bu durumda aynı ayetle bir zengini ve bir açlığı yargılamak adil olur mu?

Kur’an hep bir denge gözetir: Adalet ve merhamet. Cezalandırırken bile insana dönüş imkânı verir. Bugün elimizdeki imkanlarla, hırsızlığa götüren sebepleri ortadan kaldırmak varken hâlâ şekilci bir uygulamada ısrarcı olmak, Kur’an’ın özüne uygun mudur?

Maide 38, evet suçun ciddiyetini vurgular. Ama Maide 39 da der ki: “Bak! Kapı açık. Dön, düzelt, biz seni affederiz.” Bu ikisini birlikte okuduğumuzda Kur’an bize sadece cezayı değil, çözümü de öğretmiş olur. İşte bu yüzden Kur’an’a bütün olarak bakmak gerek.

Bugün modern hukuk sistemleri bile suç işleyeni sadece cezalandırmak değil, onu topluma kazandırmak ister. Kur’an bu anlayışı daha asırlar önce getirmiştir. İnsanı mahkum etmek değil, ıslah etmektir mesele. Allah da böyle yapmamızı ister.

Öyleyse gelin, sadece cezalara değil, o cezaların ardındaki hikmete de bakalım. Kur’an bize adaletli bir toplum, huzurlu bir yaşam, insanca bir dünya kurmamız için yol gösteriyor. Yeter ki okuyalım, anlayalım ve yaşamak için çabalayalım.

Selam ve dua ile…
aydinorhon.com