Kur’an’ın Ne Dediği Değil, Ne Demek İstediğidir Asıl Olan
Kardeşim, Kur’an’ı sadece lafzıyla, kelimeleriyle okuduğumuzda çok şey kaçırıyoruz. Çünkü Kur’an’ın amacı sadece “ne dediğini” aktarmak değil, insanın aklına ve kalbine “ne demek istediğini” de ulaştırmaktır. Onun için ayetleri sadece kelime kelime değil, bütünüyle kavrayarak okumalıyız. Her ayette açık bir mesaj vardır ama o mesajın içindeki hikmet çoğu zaman sadece yüzeyde görünmez. Derine inmek gerekir.
Mesela Bakara Suresi 245. ayette şöyle der:
“Yahudi olanlara her tırnaklı hayvanı haram kıldık… onları azgınlıkları ve haksızlıkları nedeniyle böyle cezalandırdık.”
Burada geçen “Allah’a borç vermek” ifadesini bazıları gerçek bir borç gibi algılayabilir. Oysa Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Buradaki borç, infaktır, yani Allah yolunda yapılan her katkıdır. Aslında anlatılmak istenen şudur: “Sen yeryüzünde adalet, iyilik, yardım ve paylaşım adına ne yaparsan, Allah onu misliyle sana geri verir. Bu sana hem dünyada hem ahirette kazanç sağlar.” İşte bu, ayetin yüzeyindeki değil, derinindeki anlamdır.
Ya da En’am Suresi 146. ayete bakalım:
“Yahudi olanlara her tırnaklı hayvanı haram kıldık… onları azgınlıkları ve hakka tecavüzleri nedeniyle böyle cezalandırdık.”
Bazı insanlar bu ayeti okuduğunda sadece “Yahudilere domuz, tırnaklı hayvanlar haram kılınmış” diyerek geçebilir. Ama Kur’an burada aslında şunu demek istiyor: “Allah’ın koyduğu sınırları sürekli çiğnerseniz, size helal olan şeyleri bile hayatınızdan çıkarır. Nimeti, azgınlıkla kaybedersiniz.” Ayetin hikmeti budur: nimet Allah’ın ödülüdür, nankörlük edene nimet daraltılır. Mesaj budur, kelimelerin arkasındaki asıl anlam budur.
Yine Gâfir Suresi 34. ayette çok dikkat çekici bir mesaj var:
“Yusuf size belgeler getirmişti ama siz kuşkuya kapıldınız. O ölünce ‘Allah artık elçi göndermez’ dediniz. Allah işte ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır.”
Bak, burada Allah bir tutumu eleştiriyor: Geçmişte gelen Nebilere güvenmeyen, kuşkuya kapılan, sonra da onların ardından gelen hakikat elçilerine kulak tıkayan bir zihniyet. Ayetin bize demek istediği şudur: “Eğer gerçeğe ön yargı ile bakarsan, Allah da senin tercihini yaratır. Şüpheyi seçersen, onunla baş başa kalırsın.” Bu ayet, saptırmanın Allah’ın keyfi bir eylemi değil, insanın tavrının yaratılması olduğunu vurgular. Anlatılan bu derin hakikati kaçırmamak gerekir.
Kehf Suresi’nden 25 ve 26. ayetlere bakalım:
“Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir…”
Bu ayeti sadece bir tarih bilgisi gibi algılamamak gerekir. Kur’an burada aslında bize “zamanı, olayları ve bilgiyi mutlak olarak sadece Allah bilir” mesajını verir. Mağarada kaç yıl kaldıkları değil, Allah’ın bu bilgiyi bile bizden gizleyerek sınadığı önemli. Demek ki mesele süre değil, Allah’ın hükmüne teslimiyet.
Bir başka örnek Meryem Suresi’nden. Meryem’in kavmine bebeğiyle birlikte gelişi, insanların şaşkınlığı, beşikte konuşan bir çocuk… Bunlar mucize gibi gözükebilir ama asıl vurgulanan mesaj şu:
“(İsa) Dedi ki: ‘Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni Nebi kıldı. Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı. Bana namazı ve zekatı emretti. Anneme itaatı vasiyet etti. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün bana selam olsun.’” (Meryem 30-33)
Bu sözlerin, bir çocuğun ağzından verilmiş olmasına takılmadan mesajın büyüklüğüne dikkat kesilmeliyiz: Allah’ın elçileri insanlar gibi doğar, yaşar ve ölür. Onlar da Yüce Allah’ın kuludur. Onlar da Allah’ın hükmüne tâbidir. İsa’nın beşikte konuşması sünnetullaha ters olup, beşikten kasıt nübüvvetin ilk yılları olmasıdır. Onun mesajının ciddiyetine dikkat çeken bir anlatımdır. Kur’an’ın bu tür ayetlerini şekilsel değil, özsel okumak gerekir.
Son olarak 19/34’te çok net bir mesaj gelir:
“İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri ‘Hak Söz’ budur.”
Yani Kur’an, İsa hakkında tartışılan her şeyi bir kenara bırakır, özeti verir: O, Allah’ın kuludur. Hak Söz budur. Gerisi tartışma ve hurafedir.
Sonuç: Kur’an’ı Anlamak İçin Yüzeyde Değil, Derinde Aramak Gerekir
Kardeşim, ayetleri sadece ne dediğiyle değil, ne demek istediğiyle okumalıyız. Her kelimenin ardında derin bir çağrı vardır. Her kıssa, her garbimesel bir öğüttür. Kur’an’ı lafızlara takılmadan, bütünüyle düşünerek okursak; hem Allah’ın muradını daha iyi kavrarız, hem de aklımızı ve kalbimizi birlikte besleriz.
Çünkü Allah, bize sadece oku demez; aynı zamanda düşün, anla, hikmeti fark et der.
“Bu, ayetlerini düşünen bir topluluk için apaçık bir kitaptır.”
(Yusuf 12/2)
İşte bu yüzden Kur’an’a sadece ne dediğini değil, ne demek istediğini sorarak yaklaşmalıyız. Gerçek anlam oradadır. Ve ancak o zaman, Kur’an bizim rehberimiz olur.
Selam ve dua ile…
Aydinorhon.com