Hüsn-i ta’lil: Kur’an’ın Anlatım Metodu
Kur’an’ın helâk kıssalarını anlatırken yaptığı şey, edebi bir hikâye anlatmak değildir. Buna “hüsn-i ta’lil” diyebiliriz: Yani olayların arkasındaki yasayı göstermek.
Kur’an’ın helâk kıssalarını anlatırken yaptığı şey, edebi bir hikâye anlatmak değildir. Buna “hüsn-i ta’lil” diyebiliriz: Yani olayların arkasındaki yasayı göstermek.
Bazen bir cümle duyarsın ve içinde bir şey takılır kalır:
“Kur’an tek başına yetmez.”
“Onu herkes anlayamaz.”
“O dönem içindi.”
Kur’an’ın helâk kıssalarını anlatırken yaptığı şey, edebi bir hikâye anlatmak değildir. Buna “hüsn-i ta’lil” diyebiliriz: Yani olayların arkasındaki yasayı göstermek.
Bir kitabı gerçekten anlamak için önce şu soruyu sormak gerekir: Bu kitap kime konuşuyor? Sadece ilk muhataplarına mı, yoksa her okuyana mı? Kur’an söz konusu olduğunda bu soru daha da önem kazanır. Çünkü Kur’an bir tarih kitabı değildir; ama tarihin içinden konuşur. Bir hukuk metni değildir; ama hayatın bütün alanlarına temas eder. Bir felsefe eseri değildir; ama insanın varoluş sorularına cevap verir.
Bugün Kur’an darb-ı meselini anlamak için arkeolojik kazılara gitmeye gerek yok. Etrafımıza bakmamız yeterli. Çünkü helâk dediğimiz şey, bugün de yaşanıyor. Sadece adı değişti, şekli değişti.
Allah için kullanıldığında: Allah’ın kullarına “salat” etmesi, onlara rahmet, destek ve yardım etmesi demektir. (Bak mesela Ahzab 43: “O’dur ki sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize salât eder.”)
Melekler için kullanıldığında: Meleklerin salatı, müminler için, destek ve hizmetinde olmalarıdır (Ahzab 56).
Müminler için kullanıldığında: Müminlerin birbirine salat etmesi, birbirini desteklemesi, yardım etmesi anlamındadır (Tevbe 103).
Resul için kullanıldığında: Resul’ün salatı, müminleri desteklemesi, onlar için dua etmesi demektir (Tevbe 103).