2 Şubat 2025

Vahiy ve İnsanların Tutumu Üzerine

ile aydinorhon

İslam’ın temelinde vahiy vardır. Allah, insanlara doğru yolu göstermek için elçiler göndermiştir. Bu elçiler arasında Musa, İsa ve son olarak Muhammed bulunmaktadır. Görevleri çok nettir: insanlara Allah’ın mesajını iletmek. Sevgili Nebimiz, bu gerçeği şöyle dile getirmiştir:

Araf Suresi 203:
“Ben yalnızca vahye uyarım.”

Vahiy, sadece bilgi kaynağı değil, aynı zamanda hayat rehberidir. Ne var ki tarih boyunca, vahyin merkezi rolü ihmal edilmiş ve rivayetler ön plana çıkarılmıştır. Nebimizin vefatından 60-70 yıl sonra, bazı kişiler onun adına uydurulmuş derlemeler yapmaya başlamış, böylece vahyi terk eden bir anlayış oluşmuştur. Bu kişiler, Kur’an’ın rehberliğini hiçe sayıp, kendi uydurdukları rivayetleri kutsal saymış ve vahye uyanları eleştirmiştir. Bu durum, dinin özünden uzaklaşmanın en açık göstergesidir.

Günümüzde de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Din tüccarları, kendi çıkarları doğrultusunda İslam’ı çarpıtmakta, rivayetleri ön plana çıkararak toplumu mezhepler üzerinden bölmektedir. Halbuki Kur’an, tüm sapmalara karşı korunan, değişmeyen ve evrensel bir kaynaktır:

En’am Suresi 159:
“Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır.”

Kur’an’a sarılmak, bireysel bir sorumluluk olmasının yanında toplumsal bir gerekliliktir. Vahyi terk etmek, sadece bireyin değil, toplumun da yanlış yönlendirilmesine sebep olur. Vahye uyan kişi ise doğru yolda kalır ve Allah’ın rehberliğini hayatına taşır.

Mezheplerin oluşumu da vahyin terk edilmesinin bir sonucu olarak görülmelidir. Hanefi, Maliki, Şafi ve Hambeli ekolleri, Nebi’nin vefatından yüz yıllar sonra ortaya çıkmıştır. Bu ekoller, ideolojik hadisçiliğe dayanmış ve Kur’an yerine rivayetleri ön plana almıştır. O dönemde insanlar, Kur’an’a ulaşmakta zorlanıyordu; el yazmaları sınırlıydı ve matbaanın geç gelişmesi bilgiyi çoğaltmayı zorlaştırıyordu. Bu nedenle mezhepler, dinin özü değil, kültürel yorumlar olarak ortaya çıkmıştır.

Kur’an’a sahip çıkmak bugün çok daha kolaydır. Bilgiye erişim sınırsızdır ve Kur’an her zaman anlaşılabilir durumdadır. Vahyin rehberliğine uymak, günümüz Müslümanları için hem kolay hem elzemdir. Kur’an’ı hayatımıza taşımak, hurafelerden ve atalarımızdan kalan yanlış geleneklerden uzaklaşmak, inancın özünü korumak demektir.

Bir diğer önemli konu ise Miraç iddialarıdır. İsra Suresi 1. ayet, sadece gece yürüyüşünden bahseder; göğe yükselme ifadesi yoktur. Ayrıca, Necm Suresi ve Bakara Suresi gibi ayetler, Miraç ile ilgili rivayetleri desteklememektedir. Kur’an’a göre, Nebimiz bir beşerdir ve mucizesi yalnızca Kur’an’dır (Kehf 110; İsra 59). Namazın farz kılınması da, önceki ümmetlerde olduğu gibi, Allah’ın değişmez yasası çerçevesindedir (Fetih 23). Miraç iddialarına dayanan rivayetler, tarihsel ve ayetsel olarak tutarsızdır.

Cennet ve cehennem konusu da Kur’an çerçevesinde ele alınmalıdır. Bakara Suresi 81-82. ayetler, cennet ve cehennemin ebedi olduğunu açıkça belirtir. Kur’an, ödül ve cezanın sürekliliğini, bireyin inanç ve amelleri ile bağlantılı olarak ortaya koyar. Bu, herkesin eylemlerinin sorumluluğunu anlaması için çok önemlidir.

Allah’a verilen önem ve hadislerin değeri de Kur’an ışığında değerlendirilmelidir. Fatiha Suresi 2, Fatır 10, Müddessir 3 ve En’am 50 gibi ayetler, övgü, şeref ve güç yalnızca Allah’a ait olduğunu hatırlatır. Nebimiz bir beşer olarak görev yapmış, mucizesi Kur’an ile sınırlı kalmıştır. Buhari, Müslim ve diğer hadis kaynakları, Kur’an’a dayanmayan rivayetlerle doludur; bu durum, bireylerin Kur’an merkezli inançlarını sürdürmelerini daha da önemli kılar.

İsra ve gece yürüyüşü kavramları da, Kur’an’ın derin mesajını anlamak için önemlidir. İsra, “gece yürüyüşü” anlamına gelir ve aslında kulun Allah’a yönelişi ve kurtuluş yolculuğunu simgeler. Bu yolculuk, fedakârlık ve adım adım ilerleme gerektirir (Hicr 65; Tevbe 40).

Sonuç olarak kardeşim, Kur’an’a dönmek ve vahye uymak, hem bireysel hem de toplumsal olarak dinin özünü korumak için şarttır. Mezheplerin, rivayetlerin ve hurafelerin etkisine kapılmadan, yalnızca Allah’ın rehberliğine kulak vermek gerekir. Kur’an, her zaman erişilebilir, anlaşılır ve yol göstericidir. Ona sarılmak, hem dünyamızda huzuru hem de ahirette kurtuluşu garanti altına alır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com