Dini Mezhepler ve İslam’ın Temel İlkeleri Üzerine Bir Sohbet
Tarih boyunca İslam toplumları içinde farklı yorumlar, mezhepler ve tarikatlar ortaya çıktı. Halbuki Nebi Muhammed döneminde ve hemen sonrasındaki dört halife döneminde böyle bir ayrışma yoktu. O dönemde Müslümanlar, doğrudan Allah’ın vahyine bağlıydılar, dinlerini Kur’an’dan öğrenip yaşıyorlardı. Ama zamanla insanlar, kendi yorumlarını öne çıkardı, mezhepler kuruldu ve bu durum, dinin özünden uzaklaşmaya sebep oldu.
Kur’an bize Allah’ın yasasının asla değişmediğini hatırlatıyor. Fatır Suresi 43. ayette şöyle buyuruluyor:
“Sen Allah’ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.”
Yani Allah’ın koyduğu ölçüler bellidir, sabittir, değişmezdir. Ama insanlar bu ölçülere uymak yerine, kendi yollarını oluşturunca ayrılıklar da beraberinde geldi. Bugün bakıyoruz: Kimi diyor “şu mezhep daha üstündür”, kimi diyor “bizim tarikat kurtarır”, kimi diyor “bizim hoca olmadan cennet yok.” Halbuki hak tek, yol tek: Allah’ın yolu.
Kur’an bize Allah’ın bize ne kadar yakın olduğunu da anlatıyor. Kaf Suresi 16. ayette şöyle der:
“Biz insana şah damarından daha yakınız.”
Düşünsene kardeşim, Allah bize bu kadar yakınken, aracılara gerek var mı? Ama bugün birçok insan, Allah’tan dilemek yerine, şeyhlerden, türbelerden, “veli” dedikleri kişilerden medet umuyor. Birisi çocuğu hastalanınca “filanca yatırın oradaki toprağı getir” diyor, başka biri iş bulamayınca “şu hocaya git dua etsin” diye koşuyor. Bunların hepsi aslında insanı Allah’tan uzaklaştırıyor.
Zümer Suresi 3. ayet de tam bu noktaya işaret ediyor:
“Biz bunlara sırf bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!”
Ama Allah bu düşünceyi reddediyor. Çünkü O’na ulaşmak için aracılara gerek yok. Ne Nebi, ne şeyhler, ne de başka bir kimse bizim için ilah yerine geçemez. Saf, halis iman yalnız Allah’a yönelmektir.
İslam’ın özü işte budur: Tevhid. Allah’tan başka hiçbir güce boyun eğmemek, ibadetleri yalnız O’na yapmak. Mezheplerin ve tarikatların asıl zararı da burada ortaya çıkıyor: Birlik bozuluyor, kardeşlik zayıflıyor ve insanlar hakikatten uzaklaşıyor. Halbuki Allah’ın yasası tek, yol tek, rehberimiz de Kur’an’dır.
Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda da mezheplerin getirdiği ayrışmaların ne kadar büyük sorunlara yol açtığını görebiliyoruz. Aynı Kur’an’a inanan insanlar, farklı mezhepler yüzünden birbirini dışlıyor, hatta düşman oluyor. Kimisi “senin namazın kabul olmaz” diyor, kimisi “sen yanlış oruç tutuyorsun” diye eleştiriyor. Oysa Allah, dini kolaylaştırmak için gönderdi. Nisa Suresi 171’de “Dinde aşırıya gitmeyin” diye uyarıyor. Ama insanlar kendi ekledikleri yorumlarla dini zorlaştırdılar, böldüler, parçaladılar.
Bu mezhepsel ayrışmalar sadece teoride kalmadı, günlük hayatımıza da yansıdı. Mesela cenazelerde kimisi “ölüye Kur’an okumak şart” diyor, kimisi “ıskat yapılmadan borçlar düşmez” diyerek parayla ibadet satın almaya çalışıyor. Halbuki Kur’an’da böyle şeyler yok. Yine düğünlerde, bayramlarda veya ibadetlerde mezheplere göre farklı kurallar ortaya çıkıyor. Bir bölgede “eller yukarı kaldırılmadan namaz olmaz” deniyor, diğerinde “o sünnettir, terk edilirse eksik olur” deniyor. Bu farklılıklar yüzünden Müslümanlar aynı safta bile tartışır hale geliyor.
Halbuki Allah’ın dini bir bütündür, değişmez. Bu farklı uygulamalar dine sonradan eklenmiş detaylardan ibarettir. Gerçek din ise Kur’an’dır. Bizim de yapmamız gereken, bütün bu insan yapısı ayrılıkları bir kenara bırakıp Allah’ın kitabına yönelmektir.
Çözüm: Mezheplerin ve tarikatların oluşturduğu bölünmelerden kurtulmanın yolu bellidir: Kur’an’a dönmek. İbadetlerimizi, ahlakımızı, sosyal hayatımızı Kur’an’a göre düzenlemek. Allah’ın kitabını doğrudan okumak ve anlamak. Başkalarının yorumlarını mutlak doğru gibi görmek yerine, Kur’an’ın apaçık mesajına sarılmak. Çünkü Allah’ın kelamı hem değişmez hem de bütün insanlığa hitap eder. Eğer Müslümanlar yeniden birlik ve kardeşlik içinde olmak istiyorsa, bunun tek yolu Kur’an’dır.
Selam ve dua ile…
aydinorhon.com