22 Temmuz 2025

Allah’ın Dininde Ruhbanlık, Şatafat ve Tek Adamlık Yoktur

ile aydinorhon



Kardeşim, şu soruyla başlayalım: Allah’ın dininde bir şeyh olur mu? Bir şıh, bir kutup, bir gavs? “Allah’tan başka dostlar edinenler…” (Şura 6) diye başlayan ayetleri okuyan biri için bu mümkün mü gerçekten? Hayır, çünkü İslam’da ne ruhbanlık vardır, ne ayrıcalıklı sınıf, ne de kimseye kutsallık atfedilir. Allah’ın bu konuda sözü çok net: “Sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin; ancak Allah, dilediğini doğruya iletir.” (Kasas 56). Dikkat et kardeşim! Bu söz Muhammed’e söyleniyor. Allah, elçisine bile “Sen kimseyi hidayete erdiremezsin” diyor. O zaman, bugün kendine ‘efendi’ diyen, başkalarının önünde el öptüren bir adamın bu işi yapabileceğine inanmak nasıl mümkün olabilir?

Şeyhlik, şıhlık, din adamlığı; bunların hepsi İslam dışı hurafelerdir. Kur’an’da bir tek “elçi” vardır, o da Allah’ın mesajını olduğu gibi tebliğ etmekle görevlidir. O mesaj da açıktır: “Ben, yalnızca Allah’tan geleni bildiriyorum. Ona itaat edin.” (Cin 21). Yani birinin peşinden değil, Allah’ın sözünün izinden gitmek gerekiyor.

Gelelim günümüzün başka bir hastalığına: Din istismarıyla süslenen köşkler, saraylar, şatafat, iktidar… Kur’an buna da ayna tutuyor: “Karun debdebesiyle kavminin karşısına çıktı…” (Kasas 79). Sonra ne oldu? “Allah onu da, evini barkını da yerin dibine geçirdi.” (Kasas 81). Çünkü Allah’ın dini, şatafatın ve gösterişin değil; alçakgönüllülüğün, tevazunun ve adaletin dinidir. Zaten A’râf 176. ayette de şöyle der: “Eğer dileseydik, onu ayetlerle yükseltirdik. Ama o yere saplandı.” Ayetlerle yükselemeyen bir adam, makamla mı yükselecek?

Unutma kardeşim, Allah’ın dininde tek adam yönetimi yoktur. Birlikte düşünmek, birlikte karar almak vardır. Şura Suresi 38. ayet bunu çok net söyler: “Onların işleri aralarında istişareyledir.” Yani ortak akıl esas, lider putlaştırmak değil.

Bak bir de şu var: Allah diyor ki, “O yeryüzünde ezilenleri önder kılmak istiyoruz.” (Kasas 5). Kimin eliyle? Kimin adına? Ezilenin, dışlananın, yoksulun… İşte İslam’ın hedef kitlesi bu. Zenginleri, kodamanları, köşk sahiplerini değil. Kalem Suresi 24. ayet de bu gerçeği yüzümüze vurur: “Bugün bize hiçbir yoksul gelmesin!” diyen o kibirli zihniyeti anlatır. Dini bu hale getirenleri iyi tanımamız lazım.

Bir de şunu netleştirelim: Nimeti kim verir? Kur’an açık söylüyor: “O, dilediğine rızkı yayar, dilediğine daraltır.” (Kasas 57). Yani iktidarlar değil, Allah verir. Koltukta oturan değil, gökleri ve yeri yaratan belirler kimin nasibi ne olacak. Oy verene nimet, vermeyene azap getiren sahte tanrılar değil; herkese adil davranan Allah’ın kendisidir gerçek hüküm sahibi.

Ve en kritik nokta şu: Din adına birden fazla yol olmaz. “Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.” (İsra 77, Ahzab 62, Fetih 23). O yol da bellidir: Adalet, tevhit, özgür irade ve vicdan. Tek sünnet, Allah’ın sünnetidir. Şeyh yolu, tarikat usulü, cemaat protokolü falan değil.

Son söz: Allah’ın dini; gösterişin, saltanatın, dayatmanın değil; özde samimiyetin, içerikte adaletin dinidir. Hakkı sadece Allah verir, hidayeti de yalnız O gösterir. Bu yüzden din, aracıların değil; Allah’a doğrudan yönelenlerin işidir. Ortada ne mürşid kalır, ne post, ne taç… Sadece Rab ve kul kalır. Gerisi safsata.

Selam ve dua ile…
aydinorhon.com