Ateşin Yakmadığı Değil, Zulmün Söndüremediği Bir Hakikat
Kur’an kıssalarını okurken çoğu zaman zihinlerimizde daha önceden anlatılmış hikâyeler devreye giriyor. Bu anlatıların büyük bir kısmı ne yazık ki rivayetlerle, masalsı yorumlarla ve olağanüstü mucizelerle süslenmiş. Ancak Kur’an’a sadece Kur’an’la bakarsak, aslında anlatılmak istenen çok daha sahici ve uyarıcı bir tablo çıkar karşımıza. İbrahim’in ateşe atılması kıssası da bu açıdan önemli bir örnektir.
Peki gerçekten ateş, İbrahim’i yakmadı mı?
Bugün geleneksel anlayışta şöyle bir bakış yerleşmiştir: Müşrikler büyük bir ateş yaktı, İbrahim’i mancınıkla içine attılar, fakat ateş onu yakmadı. Çünkü Allah ateşe “serin ve selamet ol” dedi. Oysa Kur’an bu olayı anlatırken çok daha farklı ve ibretlik bir anlam sunar.
Kur’an’da bu olay şu şekilde geçer:
“(Kâfirler:) ‘Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın ve tanrılarınıza yardım edin’ dediler. Biz de: ‘Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol’ dedik.” (Enbiya 21:68-69)
Bu ayet, geleneksel anlayışa göre ateşin fiziksel olarak yakmadığına delil sayılır. Ancak burada dikkat etmemiz gereken iki şey var. Birincisi, “ateşin yakmadığı” ifadesi ayette yoktur. Ayette, Allah’ın ateşe dönük bir emri var: “Serin ve selamet ol.” Bu bir dua, bir koruma temennisi ya da bir rahmet ifadesidir. Ama ateşin yakmadığına dair açık bir ifade yer almaz.
İkincisi ise daha temel bir nokta: Allah doğada koyduğu yasaları yani sünnetullahı keyfî olarak bozmaz. Çünkü Kur’an’da Allah şöyle der:
“Sen Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.” (Fatır 35:43)
Ateşin yakması da bu yasaların bir parçasıdır. Su ıslatır, ateş yakar, rüzgar savurur… Bunlar Allah’ın evrene koyduğu fiziksel yasalardır. Allah’ın sünnetinde değişiklik olmazsa, o hâlde İbrahim’i saran ateş de yakıcıdır.
O zaman ayete nasıl yaklaşmalıyız? Bu olay bize mucizevi bir kurtuluş anlatmaktan çok, İbrahim’in Allah’a teslimiyetini, müşriklerin zulmünü ve Allah’ın rahmetini gösteriyor olabilir. “Ateş serin ve selametli olsun” emri, Allah’ın onu manevî olarak desteklediğini, ona sabır ve sebat verdiğini, belki de bu olaydan sonra hakikatin parlamasını sağladığını gösterir.
Çünkü olayın devamında müşriklerin yenildiğini ve İbrahim’in onlara karşı açıkça konuşmaya devam ettiğini görüyoruz. Bu da İbrahim’in yanmadığı anlamına değil, zulmün amacına ulaşamadığı, hakikatin ateşe rağmen söndürülemediği anlamına gelir.
Yani mesele fiziksel yanıp yanmama değil, hakikatin yanıp sönmemesidir.
Kur’an’da şöyle denir:
“Ve dediler ki: ‘Tanrılarımıza yardım ediniz, eğer bir şey yapacaksanız.’ Biz de dedik ki: ‘Ey ateş! İbrahim için serin ve selamet ol.’ Ona bir tuzak kurmak istediler ama Biz onları en çok kayba uğrayanlar kıldık.” (Enbiyâ 21:68-70)
Açıkça görülüyor ki Allah, İbrahim’i müşriklerin tuzağından kurtarmıştır. Fakat bunun şekli, “ateş fiziksel olarak yakmadı” şeklinde değil, hakikatin zedelenmemesi, İbrahim’in misyonunun güçlenmesi şeklindedir.
Bugün biz de şunu sormalıyız: Gerçekten mucize arayarak mı inanıyoruz, yoksa sünnetullahın farkında olarak mı? Allah’ın doğaya koyduğu yasaları geçici olarak askıya almasını mı bekliyoruz, yoksa O’nun verdiği aklı, bilgiyi ve ilkeleri kullanarak mı iman ediyoruz?
İbrahim’in ateşe atılması, zulmün en ağır biçimidir. Ama onun direnişi ve sabrı, zulmü alt etmiştir. Ateş yakmıştır; çünkü sünnetullah değişmez. Ama ateş, hakikati yok edememiştir.
Selam ve dua ile…
aydinorhon.comFormun Altı