3 Ekim 2025

Mescidin Ruhunu Kaybettik mi?

ile aydinorhon

Kardeşim, gel beraberce şöyle bir düşünelim: Allah Kur’an’da mescitlerin kendisine ait olduğunu bildiriyor. “Allah’ın mescitlerinde Allah’ın adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına uğraşandan daha zalim kim olabilir? Oysa onlara oraya ancak korkarak girmeleri yaraşırdı. Onlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.” (Bakara 2/114).
Bu açık ifadeye rağmen bugün mescitler camiye dönüştürüldü ve mescitlerin gerçek ruhu gölgelenmiş durumda.

Allah, mescitlerinde sadece kendisine yönelmemizi ister. “Şüphesiz mescitler Allah’ındır; o hâlde Allah ile birlikte hiç kimseye yalvarmayın.” (Cin 72/18). Ama ne görüyoruz? Camiye girdiğimizde sadece Allah’a yönelmek yerine, Muhammed’den şefaat bekleyenler var. Halbuki Allah bize tek merciin kendisi olduğunu defalarca hatırlatıyor.

Bir de hocalar meselesi var. Allah’ın kelamını aktarmak para karşılığı bir meslek gibi görülüyor. Halbuki Kur’an, dini çıkar kapısına çevirenleri defalarca uyarır. “Allah’ın ayetlerini az bir bedele değişenler var ya, işte onların midelerine doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir.” (Bakara 2/174). Buna rağmen camilerde hutbeler, vaazlar bir kazanç aracına dönüştürülmüş durumda.

Nebi İbrahim’in dönemini hatırla. Kabe’de putlar vardı ve İbrahim onları paramparça etmişti (Enbiya 21/58). Çünkü Allah’ın mabedinde başka isimler, semboller olmamalıydı. Peki şimdi ne oluyor? Camilerin duvarlarına “Allah” ismi yazılıyor, bu anlaşılır; çünkü mescitler Allah’ındır. Ama Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, hatta Hasan ve Hüseyin’in isimleri de mescitlerde yer alıyor. Bu, Allah’ın mabetlerine yakışır mı? Allah’ın mescitleri O’nun dışında kulların isimleri öne çıkarılıyorsa, bu doğal karşılanabilir mi?

Bir de dikkat çeken bir başka durum var. Allah’ın adı anıldığında cemaatte derin bir sessizlik hâkim. Fakat Muhammed’in adı anıldığında uğultular yükseliyor, salavat getiriliyor ve eller kalbin üzerine konuyor. Şimdi soruyorum kardeşim: Allah’ın mescidinde kulları bu şekilde yüceltmek, farkında olmadan şirke kapı aralamak değil mi? Allah’ın en açık uyarısı bu konuda: “Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah’a ortak koşan ise, şüphesiz büyük bir günah uydurmuştur.” (Nisâ 4/48).

Cuma hutbelerine gelelim. Allah’ın ayetleri Arapça okunuyor ama çoğu zaman açıklanmıyor. Halbuki hutbeler, insanlara Allah’ın kitabını öğretmek için bir fırsattır. Buna karşılık hadisler peş peşe Arapça okunuyor, sonra uzun uzun açıklanıyor. Allah’ın kelamı bir kenarda bırakılıp insan sözleri öne çıkarılıyor. Bu, Kur’an’ın mantığına ters düşmüyor mu?

Bir de dua meselesi… Allah şöyle diyor: “De ki: ‘İster Allah diye dua edin, ister Rahmân diye. Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler yalnızca O’nundur.’ Duanı yüksek sesle yapma; sesini fazla da kısma; bu ikisi arasında bir yol tut.” (İsrâ 17/110). Buna rağmen camilerde kimi zaman dualar hoparlörlerden bağıra bağıra okunuyor, kimi zaman da tamamen sessiz yapılıyor. Yani Allah’ın çizdiği ölçü dikkate alınmıyor.

Ezan ve kamet meselesinde de benzer bir problem var. Resuller birbirinden ayrılıyormuş gibi bir okuma yapılıyor. Hâlbuki Kur’an, Allah’ın bütün resulleri birbiri arasında fark gözetilmemesi gerektiğini söyler (Bakara 2/285).

Bir de salalar, mevlitler… Allah’ın kitabında yeri olmayan, ama camilerde bol bol yer verilen uygulamalar. Çoğu, farkında olunmasa da şirk kokuyor. Çünkü Allah’ın yanında kulları öne çıkaran, onları yüceltmeye dayalı sözler dile getiriliyor. Oysa şirk çok ince bir çizgidir, insan çoğu zaman içine farkında olmadan düşer. Allah’tan medet ummak yerine aracılardan beklemek, Allah’ın kelamını ikinci plana atıp insan sözlerini öne çıkarmak, ya da Allah’ın mescidinde kulları yüceltmek… Bunların hepsi o ince çizgiyi aşma riskini taşır. Kur’an bizi sürekli uyarıyor: “O, göklerin ve yerin Rabbidir. O’na kulluk et; O’na kullukta sabırlı ol. O’nun bir adaşı var mı?” (Meryem 19/65).

Bir de mescitlerin içine sokulan kandil geceleri, bayram hutbeleri ve mevlit organizasyonları var. Kur’an’da adı bile geçmeyen bu geceler için özel ayinler düzenleniyor, mevlitler okunuyor, ilahiler söyleniyor. Kardeşim, Allah’ın kitabında olmayan bir şeyi dine katmak, dini Allah’ın indirdiği sınırların dışına taşırmak değil midir? Allah, dinini eksik bırakmamıştır ki insanlar kendi elleriyle yeni ritüeller uydursun. “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.” (Maide 5/3). Eğer din tamamlanmışsa, camilerde bu tamamlanmış dine eklenen her şey, Allah’ın çizdiği çerçevenin dışına çıkmaktır.

Peki çözüm ne kardeşim? Çözüm aslında çok basit: mescitleri Allah’ın istediği hale döndürmek. Oraları sadece Allah’a kulluk edilen, sadece Allah’ın kitabının okutulduğu, sadece Allah’a çağrı yapılan mekânlar haline getirmek. Hutbelerde ayetlerin anlaşılır dille açıklanması, duaların Allah’ın öğrettiği ölçüde yapılması, kulların değil yalnızca Allah’ın adının yüceltilmesi… Yani mescitleri bidatlardan, eklemelerden, geleneksel alışkanlıklardan temizleyip Kur’an’ın ruhuna uygun hale getirmek. İşte o zaman mescitler gerçekten Allah’ın mescitleri olur.

Sonuçta şu soruyu sormak gerekiyor: Biz mescitleri Allah’ın istediği gibi arındırıp O’na has kılacak mıyız, yoksa insanların doldurduğu kalıplarla mı devam edeceğiz? Allah bizi uyarıyor: “Allah’a çağıran, salih iş işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet 41/33). Mescitlerin asıl amacı işte bu olmalıydı; sadece Allah’a çağrı, sadece Allah’a kulluk…

Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com