4 Kasım 2025

Kur’an’ı Terk Etmek: Tarihten Günümüze Aynı Hata

ile aydinorhon

Kardeşim, Allah’ın bize sunduğu yol aslında son derece sade. Âl-i İmrân 19. ayette bunun altı açıkça çiziliyor: “Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.” Yani Allah’ın dini tarih boyunca hiç değişmedi. Musa döneminde de aynıydı, İsa döneminde de, Nebi Muhammed döneminde de aynı. Hepsinin ortak noktası teslimiyet; yani Allah’ın vahyine boyun eğmek. Ancak insanın zaafı da tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü vahyin berraklığı dururken, insanlar tarihin her döneminde kendi sözlerini, kendi alışkanlıklarını, kendi geleneklerini Allah’ın kitabının önüne geçirmiş.

Musa’ya iman eden topluma verilen Tevrat, insanlara hakikati göstermek için indirilmişti. Ama zamanla insanlar kitaptan uzaklaştılar, kendilerine yeni kurallar ürettiler, “Yahudilik” diye bir kimlik oluşturup kitabın önüne kendi kültürlerini koydular. Aynı şey İsa’ya iman edenler için de geçerli. İncil vardı, ama insanlar onu bırakıp kendi dogmalarını ürettiler ve “Hristiyanlık” adı altında kitabın saf mesajını gölgelediler.

Peki biz bu zincirin neresindeyiz? Nebi Muhammed’in tebliğ ettiği son vahiy elimizde duruyor: Kur’an. Buna rağmen insanlar Kur’an’ı bırakıp mezheplerin, cemaatlerin, tarikatların sözlerine tutunmayı tercih etti. Bir kısmı kendi otoritelerini oluşturdu, bir kısmı alimlerinin kitaplarını Kur’an’ın önüne koydu. Böyle olunca kaçınılmaz olarak gruplar doğdu; Şia’sı, Sünniliği, tarikatı, cemaati… Oysa Allah En’âm 159’da bunu çok açık biçimde yasaklamıştı: “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla bir ilişkin yoktur…” Düşünsene kardeşim, Allah dini birleştirmek için indirmişken biz insanlar onu parçalara ayırmışız.

Bu noktada Furkan 30. ayet adeta yürek burkan bir fotoğraf çekiyor: “Rasul dedi ki: Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey edindiler.” Bu cümle sadece geçmişi anlatmıyor; bugün bizim hâlimizi de yüzümüze vuruyor. Çünkü Kur’an terk edildiğinde din parçalanır, akıl dağılır, kalp karışır. İnsanlar Allah’ın ipine sarılmak yerine, kendi ördükleri ipleri “din” diye yutturmaya başlar. Mezhep kitapları, şeyh sözleri, gelenekler hep aynı yanlışı tekrarlar: kitabı bırakıp sözlerin peşinden gitmek.

Oysa Kur’an bizi bambaşka bir yola çağırıyor: “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Âl-i İmrân 103). Bu ayet din kardeşliğinin, vahyin merkezde oluşunun, birlik olmanın temelini anlatıyor. Bir başka ayette Allah, “Onlar hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık azabı satın aldılar.” (Bakara 175) diyerek kitabı terk etmenin nasıl bir akılsızlık olduğunu hatırlatıyor. En net çizgi ise Âl-i İmrân 85’te çiziliyor: “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir.”

Kardeşim, mesele aslında çok basit: Allah dini kolaylaştırdı, insanlar zorlaştırdı. Allah dini birleştirdi, insanlar böldü. Allah kitabı rehber yaptı, insanlar kitap dışı sözleri otorite haline getirdi. Sonra da herkes kendi mezhebinin, kendi hocasının, kendi yorumunun peşine düştü. Böyle olunca ortaya yüzlerce yol çıktı. Ama bunların tamamı aynı hatanın farklı kılıklara girmiş hâlleri: Kur’an’ı terk etmek.

Sonuç değişmez: Allah katında tek din İslam’dır. Bu dinin tek kaynağı Kur’an’dır. Kim Allah’ın kitabına sımsıkı sarılırsa doğruya ulaşır, kim onu terk ederse tarihte yaşanan kopuşları tekrar tekrar yaşamak zorunda kalır. Kur’an’ı merkeze almak, sadece bir slogan değil; geçmiş hatalara düşmemek için tek çıkış yoludur. Kısacası kardeşim, Allah’ın ipi elimizdeyken başka iplerin peşinden gitmenin bedeli büyüktür.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik seninle olsun:
aydinorhon.comFormun Üstü

Formun Altı