Allah’ın Sözü Varken Başka Kaynağa İhtiyaç Var mı?
Kardeşim, şöyle sakin bir nefes alıp düşünelim: Allah bize bir kitap indirmiş, yani Kur’an. Bu kitap, insanın dünya ve ahiret yolculuğunda ihtiyaç duyacağı her temel ölçüyü kendi bünyesinde barındırıyor. İnanç esaslarını, salatın nasıl bir bilinç olduğunu, helal ve haram sınırlarını, ahlaki duruşumuzu, hayatın içindeki ölçüleri… Hepsi Allah’ın kendi sözüyle belirlenmiş. O halde insan neden başka bir kaynağın peşine düşer? Tam da burada asırlardır süregelen bir yanılgı devreye giriyor.
Günlük hayatta bile bunun örneğini sıkça görürüz. Bir gün iki arkadaş konuşuyor diyelim. Biri heyecanla bir söz aktarıyor: “Nebi şöyle demiş…” Diğeri de doğal olarak soruyor: “Nerede geçiyor? Kur’an’da mı?” Arkadaşının cevabı ise çoğu zaman şu oluyor: “Hayır, filanca hadis kitabında ama herkes kabul ediyor.” Bunun üzerine diğeri gülümseyip şu sakin ama sarsıcı hatırlatmayı yapıyor: “Allah’ın kendi sözü dururken neden başka bir söze ihtiyaç duyalım?” İşte bu soru, bizi kök meseleyle yüzleştiriyor. Çünkü eğer Allah detaylarıyla bir kitap indirmişse, kulun başka söz arayışı ya cehaletten ya da alışkanlıktan kaynaklanır.
Kur’an, Nebi’nin yalnızca kendisine vahyedilene uymakla yükümlü olduğunu defalarca anlatır. En’am 50, Ahkaf 9 ve Yunus 15 gibi ayetler bu gerçeği açıkça ortaya koyar. Dahası, Allah “Sana bu kitabı indirdik ki insanlar arasında onunla hükmedesin” (Nisa 105) diyerek hüküm kaynağının yalnızca Kur’an olduğunu bildirir. Bu şu anlama gelir: Nebi’nin sözleri de, uygulamaları da Allah’ın vahyine dayanır; çünkü onun görevi kendi düşüncesini değil, Allah’ın mesajını iletmektir. Eğer Kur’an’da olmayan dinî hükümler aramaya başlarsak, bunun adı Allah’ın indirdiğine ilave yapmak olur ve bu, dinin doğasına aykırıdır.
Ama kardeşim, ne yazık ki zamanla insanlar Allah’ın gönderdiği kitabı ikinci plana atıp hadis kitaplarını “din kaynağı” haline getirdiler. Böyle olunca Kur’an’ın apaçıklığı gölgede kaldı. Oysaki Allah kitabının eksiksiz olduğunu, her detayın açıklandığını, yol gösterici olarak tamamlandığını birçok ayette ifade eder. En’am 114, Araf 52 ve Fussilet 3 ayetleri bunun en güçlü delilleridir. Allah’ın kitabı böylesine açıkken başka sözleri din adına bağlayıcı görmek, farkında olmadan Allah’ın hükmüne ortak koşmak anlamına gelir. Ve Allah “Bugün size dininizi kemale erdirdim” (Maide 3) buyurmuşken, biz hâlâ ek kaynak arıyorsak, o zaman kendi elimizle yeni bir din inşa etmeye başlamışız demektir.
Düşün kardeşim, bir insanın Allah’ın kelamına teslim olması, aslında en büyük özgürlüktür. Çünkü bu teslimiyet, kulun insan sözünden arınması, yaratılmışların yorumlarından sıyrılıp doğrudan Allah’ın hükmüne dayanmasıdır. Kur’an varken başka söz aramak, bir nevi Allah’ın kitabı yetmez demek anlamına gelir ki, bu en büyük yanılgıdır. Gerçek iman, Allah’ın söylediğine razı olmak ve başka hiçbir sözü din adına zorunlu görmemektir.
Dolayısıyla mesele çok net: Din adına konuşulan her sözün ölçüsü Kur’an’dır. Kur’an’da olmayan bir hüküm, isterse milyonlarca kişi tarafından tekrar edilsin, dinin parçası olamaz. Güzel bir tavsiye olabilir, kişisel bir görüş olabilir ama Allah’ın dini haline gelemez. İman eden kişi, Allah’ın vahyine dayanır; dini başka kaynaklardan tamamlamaya çalışmaz. Çünkü Allah’ın kitabı bize yeter, doğruyu göstermek için tamdır, eksiksizdir.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com