2 Aralık 2025

Kur’an’da İsrafın Geniş Ufku

ile aydinorhon

Kardeşim, hayatımızda en sık duyduğumuz kelimelerden biri “israf”. Ama dikkat edersen bu kavram çoğu zaman sadece yemek sofralarıyla sınırlı tutuluyor. Oysa Kur’an’a baktığımızda israf çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Allah’ın bize verdiği nimetleri boşa harcamak, sınırı aşmak, haddini bilmemek, gereksiz yere tüketmek… İşte bütün bunlar israfın içine giriyor.

Allah, A’râf 31’de şöyle buyuruyor: “Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” Ayette özellikle “Allah israf edenleri sevmez” ifadesi var. Düşünsene kardeşim, Allah’ın sevgisine engel olan bir davranıştan bahsediyoruz. Ama burada israf yalnızca fazla yemek değil; tüketimde, alışkanlıklarda, zaman kullanımında da aşırılığa gitmek.

Kur’an, israf edenleri çok ağır bir şekilde nitelendiriyor. Mesela En’âm 141’de, ürünlerden bahsedilirken şöyle deniyor: “Ürününü devşirdiğiniz gün hakkını verin, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” Burada hak vurgusu da dikkat çekici. Yani bir nimetten yararlanırken onun hakkını vermek, paylaşmak, adaletli olmak gerekiyor. İsraf, sadece nimeti boşa harcamak değil; aynı zamanda başkasının hakkını gasp etmek anlamına da geliyor.

Modern hayata baktığımızda israfın boyutu çok daha büyük. Sadece sofralarda tabakta kalan yemek değil mesele. Elektriği boşuna yakmak, suyu gereksiz akıtmak, zamanı boşa harcamak, aklımızı ve kalbimizi faydasız işlerde tüketmek de israf. Düşünsene, bir günde saatlerimizi ekran başında geçiriyoruz. Bu saatler geri gelmeyecek. Aslında ömrümüzü israf ediyoruz.

Kur’an, israfı aynı zamanda bir kişilik özelliği olarak da anlatıyor. Mesela Furkan 67’de şöyle buyruluyor: “Onlar, harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik yaparlar. Harcamaları, bu ikisi arasında dengeli olur.” Burada bahsedilen denge, hayatın her alanına yayılıyor. Ne tamamen har vurup harman savurmak, ne de pintilik etmek… İkisi arasında dengeli bir yol tutmak.

Yine İsrâ 27’de şöyle denir: “Şüphesiz müsrifler şeytanların kardeşleridir. Şeytan da Rabbine karşı çok nankördür.” Ayet çok çarpıcı değil mi? İsraf edenleri şeytanın kardeşi olarak niteliyor. Çünkü israf, nankörlüğün bir göstergesi. Allah’ın verdiği nimetleri boşa harcamak, onları değersizleştirmek, aslında şükürsüzlük demek.

Demek ki israf kavramını sadece sofralara sıkıştırmak, Kur’an’ın geniş ufkunu daraltmak olur. Gerçek israf, hayatın her alanında haddini bilmemek ve nimeti amaçsızca tüketmektir. Zamanı boşa harcamak da, yetenekleri kullanmamak da, bilgiyle fayda üretmemek de israftır. Çünkü Allah insana nimetleri sorumlulukla birlikte vermiştir.

Kardeşim, sonuç olarak Kur’an bize israfı bırakmamızı değil, dengeyi öğretir. Aşırılık da yanlış, cimrilik de yanlış. Asıl olan, nimetleri yerli yerinde, faydalı ve sorumlu bir şekilde kullanmaktır. İsraf etmeyen insan, hem Allah’ın sevgisini kazanır hem de hayatında bereket görür.

Kardeşim, israfın ne kadar hayatın merkezine dokunan bir kavram olduğunu konuştuk ama biraz daha açalım istersen. Çünkü modern dünyada israf neredeyse görünmez hâle geldi. Tüketim kültürü bize “daha fazlası”nı sürekli normalmiş gibi sunuyor. Reklamlar, vitrinler, sosyal medya… Her şey bizi ihtiyacımızdan fazlasını istemeye teşvik ediyor. İşte tam bu noktada Kur’an’ın “denge” vurgusu insanı özgürleştiren bir rehber oluyor. İsrafı bırakmak, hayatı sadeleştirmek değil sadece; ruhu ve zihni de yüklerden kurtarmak demek.

Bir de şu var kardeşim: İsraf yalnızca harcanan şeyle ilgili değil, o harcamanın niyetiyle de ilgili. Bazen bir şey çok pahalıdır ama gerçekten ihtiyacındır ve israf olmaz. Bazen de ucuzdur ama gereksiz yere alırsın, sırf heves diye… İşte o zaman israf olur. Kur’an’ın bize öğrettiği ölçü aslında niyet, ihtiyaç ve sorumluluk üçlüsüdür. Bu üçü bir aradaysa, tüketim de anlamlı hâle gelir. Yoksa insan, “sahip olduklarının sahipliği”ne girer; eşyalar insanı kullanmaya başlar.

Ayrıca israfın toplumsal boyutunu da düşünmek lazım. Bir yerde insanlar çöpe gidecek kadar yiyecek fazlasına sahipken başka bir yerde insanlar açlık çekiyorsa, bu sadece bireysel değil, kolektif bir israftır. Kur’an’ın sık sık “hak” vurgusu yapmasının nedeni de bu zaten. Nimet sadece bizim değil; paylaşılmak için var. Bu yüzden Müslüman, tüketirken sadece kendini değil, ümmeti ve insanlığı da düşünür. Harcadığı her şeyde bir adalet duygusu taşır.

Ve belki de en önemlisi: israf, insanın kendisiyle olan ilişkisinde ortaya çıkar. Ruhunu gereksiz kaygılarla doldurmak da israftır; kalbini kin ve kıskançlıkla tüketmek de; aklını boş şeylerle oyalamak da… Kur’an’ın denge çağrısı aslında insanın iç dünyasını da temizleyen bir çağrı. Kendimize döndükçe fark ediyoruz ki, en büyük israf bazen kendi değerimizi küçümsemek oluyor. Oysa Allah insanı “kerem sahibi” olarak yaratmış. Bu değeri korumanın yolu da, kendimizi hem maddi hem manevi anlamda israftan uzak tutmaktır.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com