“TARTI NEYİ TARTAR, NEYİ TARTMAZ?”
Kur’an’da “tartıları ağır gelenler” ifadesi geçince çoğu insanın zihninde şu soru belirir:
“Peki bu tartıda tam olarak ne tartılıyor?”
Çünkü biz dünyada tartıyı genelde rakamlarla ölçeriz. Kilo tartılır, para sayılır, başarı listelenir. Ama Kur’an’ın bahsettiği tartı, rakamlarla değil değerle çalışır. Orada sayı değil, anlam ağır gelir.
“O gün tartı haktır.”
(A’râf 7:8)
Bu ayet çok şey söyler. Tartı haktır; yani adildir, şaşmaz, yanılmaz. Kimseye torpil geçilmez, kimseye haksızlık yapılmaz. Dünyada görünmeyen nice davranış, orada tüm ağırlığıyla ortaya çıkar.
Çokluk Değil, Samimiyet Ağır Gelir
Kur’an’ın çizdiği tabloya baktığımızda şunu açıkça görürüz:
Tartıyı ağırlaştıran şey, yapılan işin büyüklüğü değil; niyetin doğruluğudur.
İnsan bazen küçücük bir iyiliği önemsemez. “Bundan ne olacak?” der. Oysa Kur’an’a göre, samimi bir niyetle yapılan küçük bir iyilik, koca bir yükten daha ağır gelebilir.
“Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür.”
(Zilzâl 99:7)
Zerre… Yani gözle zor görülen bir ağırlık. Ama mizanda görünür hale geliyor. Bu ayet, insanın yaptığı hiçbir iyiliğin kaybolmadığını hatırlatır.
Tartıyı Hafifleten Şey Ne?
Kur’an, tartısı hafif gelenler için “kendilerine yazık edenler” ifadesini kullanır. Bu çok çarpıcıdır. Çünkü suç başkasına atılmaz. Sistem adildir. Sorun tercihlerdedir.
“Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmeder.”
(Yûnus 10:44)
İnsan çoğu zaman büyük günahlar peşinde koştuğu için değil; küçük yanlışları hafife aldığı için tartısını hafifletir.
– Haksızlığa göz yummak,
– Kolayına gelen yalanlar,
– Kırdığı gönülleri önemsememek,
– “Benden ne çıkar” diyerek geri durmak…
Bunlar birikir. Tartı bir anda hafiflemez; adım adım hafifler.
İyiliği Yaymak Tartıyı Nasıl Etkiler?
Âl-i İmrân 104. ayetin altını çizdiği çok önemli bir nokta var:
Sadece iyi olmak yetmez; iyiliğin çoğalmasına katkı sunmak gerekir.
İnsan tek başına yaptığı iyilikle tartısını ağırlaştırır. Ama bir iyiliğe vesile olduğunda, o iyilikten doğan her hayır, zincirleme olarak mizana yazılır.
“Kim güzel bir işe aracılık ederse, ondan kendisine de bir pay vardır.”
(Nisâ 4:85)
Bu yüzden bazen bir cümle, bir paylaşım, bir uyarı, bir destek; sandığımızdan çok daha büyük bir ağırlık oluşturur. Aynı şey kötülük için de geçerlidir. Kötülüğe sessiz kalmak, onun yayılmasına dolaylı katkıdır.
Vesile Aramak Ne Demektir?
Mâide 35’te geçen “vesile” kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Kur’an’ın bağlamında vesile, insanın Allah’a yaklaşmak için hayatını bilinçli şekilde düzenlemesidir.
Vesile;
– Bir davranış biçimidir,
– Bir yöneliştir,
– Bir iç muhasebedir.
İnsan “Ben bugün Allah’a yaklaşan ne yaptım?” sorusunu kendine sorabiliyorsa, işte o sorunun kendisi bile tartıyı ağırlaştıran bir bilinçtir.
Tartı Sadece Ahirete mi Ait?
Kur’an’ın anlattığı tartı, sadece ahirette kurulacak bir mekanizma değildir. Aslında insan her gün kendi tartısını dünyada kurar. Vicdan dediğimiz şey de bunun bir parçasıdır.
Bazen bir davranıştan sonra içimiz sıkılır. Bazen bir iyilikten sonra kalbimiz ferahlar. Bu, mizanın dünyadaki küçük bir yansıması gibidir. Kur’an’ın ahiret sahneleri, insanı dünyada toparlamak için anlatılır.
Son Netlik: Kim Kazanır?
Kur’an’a göre kazananlar;
– Hayatını bilinçle yaşayanlar,
– İyiliği çoğaltanlar,
– Kötülükle mücadele edenler,
– Samimiyeti önceleyenlerdir.
Tartıları ağır gelenler, kusursuz insanlar değildir. Ama hesap bilinciyle yaşayan insanlardır. Yaptığı her şeyin bir karşılığı olduğunu bilen, ona göre adım atan insanlardır.
Bu bilinç, insanı korkuyla değil; dengeyle yaşatır.
Kur’an’ın tartı vurgusu, insanı hayattan koparmak için değil; hayatı ciddiye aldırmak içindir.
“KÜÇÜK ŞEYLER GERÇEKTEN KÜÇÜK MÜ?”
“Tartıları ağır gelenler” denildiğinde insanın zihni ister istemez büyük işlere gider. Büyük fedakârlıklar, büyük bedeller, herkesin gördüğü büyük iyilikler… Oysa Kur’an’ın çizdiği tablo bunun tam tersidir. Çünkü Kur’an’a göre tartıyı belirleyen şey çoğu zaman kimsenin fark etmediği ayrıntılardır.
İnsanın gözünde küçük olan, Allah katında küçük olmak zorunda değildir.
“Allah zerre kadar haksızlık yapmaz.”
(Nisâ 4:40)
Zerre… En küçük ölçü birimi. Ayet şunu netleştirir: En küçük iyilik de, en küçük kötülük de kaybolmaz. Tartı, “önemsiz” dediğimiz şeyleri bile ciddiye alır.
Bir Gülümsemenin Ağırlığı Olur mu?
Dünya ölçülerinde bir gülümseme hiçbir şeydir. Ne para kazandırır, ne statü getirir. Ama Kur’an’ın değer sistemi farklı çalışır. Orada kalpten çıkan bir iyilik, şekilden büyük olur.
Birini incitmemek için susmak,
Bir haksızlık karşısında taraf olmamak,
Bir yorgunluğun üstüne sabır koymak,
Bir kırgınlığa rağmen adil kalmak…
Bunlar kimsenin alkışlamadığı şeylerdir. Ama mizanda yerleri vardır.
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav.”
(Fussilet 41:34)
Bu ayet, iyiliğin bazen sessiz bir direniş olduğunu öğretir.
İnsan Kendini Nerede Kaybeder?
Kur’an, tartısı hafif gelen insanı anlatırken “kendine yazık edenler” ifadesini kullanır. Bu çok düşündürücüdür. Çünkü insan çoğu zaman kendine büyük kötülükleri büyük günahlarla yaptığını sanır. Oysa kendine yazık etmenin yolu bazen çok sıradandır.
– Sürekli ertelemek,
– Yanlışı görüp susmak,
– “Bana dokunmayan” diyerek kenara çekilmek,
– İyilik yapma imkânı varken vazgeçmek…
Bunlar birikir. Tartı bir anda değil, ihmal ede ede hafifler.
“Sonra kalpleriniz bunun ardından katılaştı…”
(Bakara 2:74)
Kalp bir günde katılaşmaz. Küçük vazgeçişlerle sertleşir.
Kötülüğe Sessiz Kalmak Tartıya Yazılır mı?
Bu soru çoğu insanın aklını kurcalar. “Ben kötülük yapmıyorum ama engellemiyorum da.” Kur’an bu tarafsızlığı kabul etmez. Çünkü kötülük yayıldığında, sessizlik de onun zeminidir.
Âl-i İmrân 104’te geçen “kötülükten men etmek” ifadesi, insanın imkânı kadar sorumlu olduğunu gösterir. Herkes her şeye gücü yetmez. Ama gücünün yettiği yerde susmak, bir tercihtir.
“Onlar kötülükten birbirlerini alıkoymazlardı.”
(Mâide 5:79)
Bu ayet, suskunluğun da hesaba dâhil olduğunu açıkça gösterir.
Tartı Bizi Korkutmak İçin mi Var?
Kur’an’ın tartı anlatımı çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki amaç insanı sürekli korku içinde tutmakmış gibi algılanır. Oysa tartı, korkudan önce adalet duygusu verir.
Şunu bilmek insana huzur verir:
– Kimsenin emeği boşa gitmeyecek,
– Kimsenin gözyaşı yok sayılmayacak,
– Kimsenin içten yaptığı iyilik kaybolmayacak.
“Bugün kimseye zerre kadar haksızlık edilmez.”
(Yâsîn 36:54)
Bu ayet, tartının aslında müjde yönünü gösterir.
Bugün Hafif Gördüğün Şey Yarın Ağır Gelebilir
Kur’an’ın tartı vurgusu insanı şuna çağırır: Hayatı hafife alma. Kendini küçümseme. Yaptıklarını önemsiz sanma.
Bugün sıradan sandığın bir davranış,
yarın mizanda kader belirleyici olabilir.
Tartıları ağır gelenler, mucizevi insanlar değildir.
Onlar, küçük şeyleri ciddiye alan insanlardır.
Ve Kur’an’ın pusulası da tam olarak burayı gösterir.
SESSİZ KALMAK
Sessiz kalmak çoğu zaman masum gibi görünür. İnsan kendini şöyle savunur: “Ben yapmadım ki”, “Beni ilgilendirmiyor”, “Karışmasam daha iyi”. Oysa Kur’an’ın adalet dili, sessizliği nötr bir alan olarak görmez. Çünkü sessizlik, çoğu zaman tarafsızlık değil, tercihtir.
Kur’an’da kötülüğün yayılmasına engel olmamak, bizzat kötülüğün bir parçası gibi ele alınır. Bu yüzden bazı topluluklar, yaptıkları kötülüklerden çok, engellemedikleri kötülükler yüzünden uyarılır:
“Onlar işledikleri kötülüklerden birbirlerini alıkoymazlardı. Yaptıkları ne kötüydü.”
(Mâide 5:79)
Dikkat et: Ayet “kötülük yapıyorlardı” demiyor. “Alıkoymuyorlardı” diyor. Yani sessizlik, pasif bir duruş değil; sonuç doğuran bir tutumdur.
Sessizlik Ne Zaman Suç Olur?
Her konuda konuşmak zorunda değilsin. Kur’an da insanı her şeye müdahil olmaya çağırmaz. Ama bir haksızlık açıkça ortadaysa, mazlum belliyse, yanlış göz göre göre yapılıyorsa… İşte orada sessizlik, vicdanı sınayan bir çizgiye dönüşür.
“Zulme rıza zulümdür.”
Bu söz, Kur’an’ın ruhunu özetleyen bir ilkedir. Çünkü zulme sessiz kalan, zulmün devamına zemin hazırlar. Haksızlık, çoğu zaman yapanın gücüyle değil; seyredenin suskunluğuyla büyür.
İnsan Neden Susar?
Çoğu zaman korkudan.
Bazen menfaatten.
Bazen “bana dokunmasın” düşüncesinden.
Bazen de yorgunluktan.
Kur’an bu gerekçeleri tek tek anlatır. Firavun düzeninde yaşayanların çoğu Firavun değildi. Ama susanlardı. Musa’ya karşı çıkmayan ama Musa’nın yanında da durmayan kalabalıklar vardı.
“Onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler.”
(İbrahim 14:3)
Sessizlik bazen dünyayı tercih etmektir.
Susmak mı Hikmet, Konuşmak mı Sorumluluk?
Kur’an susmayı da konuşmayı da yerine göre değerli görür. Hikmet, nerede susulacağını bilmek kadar, nerede susulmayacağını da bilmektir.
“Hakkı batılla karıştırmayın, bile bile hakkı gizlemeyin.”
(Bakara 2:42)
Bu ayet, suskunluğun bazen “hakkı gizlemek” anlamına geldiğini söyler. Bilip de konuşmamak, masum bir geri çekilme değildir.
Sessiz Kalan Kime Yazık Eder?
Kur’an’ın diliyle cevap verelim: Sessiz kalan, en çok kendine yazık eder.
“Tartıları hafif gelenler, kendilerine yazık edenlerdir.”
(Müminûn 23:103)
Çünkü insan her sustuğunda tartısından bir şey eksiltir. Belki kimse fark etmez. Belki dünya düzeni değişmez. Ama mizanda o sessizlik yerini alır.
Sessiz kalmak bazen rahatlatır, ama her zaman kurtarmaz.
Konuşmak bazen bedel ister, ama çoğu zaman insanı ayakta tutar.
Kur’an, bize bağırmayı değil; adil durmayı öğretir.
Ve adalet, gerektiğinde ses olmayı da içerir.
Sessizlik güvenli olabilir.
Ama her güvenli olan doğru değildir.
ZULÜM KARŞISINDA SUSANLAR KİMLERDİR?
Zulüm denildiğinde çoğu insanın zihninde güçlü zalimler canlanır. Oysa Kur’an’ın anlattığı zulüm tablosu tek taraflı değildir. Orada sadece zulmedenler değil, zulme zemin hazırlayanlar da vardır. Ve bu zemin çoğu zaman sessizlikle oluşur.
Kur’an’a göre zulüm sadece yapanın fiili değildir; görüp de ses çıkarmayanın tutumu da bu zincirin bir halkasıdır.
“Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.”
(Hûd 11:113)
Bu ayet çok nettir. “Zulmetmeyin” demekle yetinmez; “zulmedene meyletmeyin” der. Meyletmek, illa destek olmak değildir. Bazen susmak, bazen görmezden gelmek, bazen tarafsız kalmak da bir meyildir.
Birinci Grup: Gücü Olduğu Hâlde Susanlar
Bunlar en ağır sorumluluğa sahip olanlardır. Konuşabilecek imkânı vardır, engelleyebilecek gücü vardır ama susar. Çünkü bedel ödemek istemez. Konforu bozulmasın ister.
Kur’an bu tavrı açıkça eleştirir:
“Niçin Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi bu zalim halkın içinden çıkar’ diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğruna savaşmıyorsunuz?”
(Nisâ 4:75)
Ayet, gücü olanın sorumluluğunu hatırlatır. Çünkü bu suskunluk, mazlumun yalnız bırakılmasıdır.
İkinci Grup: Menfaat İçin Susanlar
Bazıları susar çünkü çıkarı vardır. Makamı, kazancı, çevresi, statüsü zarar görmesin ister. Zulümle arasına mesafe koymaz; ama karşısında da durmaz.
Kur’an bu tavrı “dünya hayatını ahirete tercih etmek” olarak tanımlar:
“Onlar dünya hayatını ahirete tercih ettiler ve Allah yolundan alıkoydular.”
(İbrahim 14:3)
Burada alıkoymak bazen aktif bir engelleme değil, örnek olmamak ve sessiz kalmaktır.
Üçüncü Grup: “Beni İlgilendirmiyor” Diyenler
Bu grup en kalabalık olanıdır. Ne zalimdir ne de mazlum. Kenarda durur. Kendi kabuğunda yaşar. Ama Kur’an bu tarafsızlığı kabul etmez.
“Fitneden sakının; o yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmaz.”
(Enfâl 8:25)
Zulüm yayıldığında, kenarda duran da etkilenir. Çünkü toplumsal kötülük, bireysel tarafsızlık tanımaz.
Dördüncü Grup: Korkudan Susanlar
Kur’an korkuyu insani bir duygu olarak görür. Ama korkunun sürekli bir mazerete dönüşmesini kabul etmez. Çünkü korku, zamanla alışkanlık hâline gelir.
“Şeytan sizi fakirlikle korkutur.”
(Bakara 2:268)
Bu korku sadece maddi değildir. Dışlanma korkusu, yalnız kalma korkusu, hedef olma korkusu… Hepsi insanı suskunlaştırır.
Peki Kimler Kurtulur?
Kur’an, zulüm karşısında susmayanları tanımlar. Bağıranlar değil; adil duranlar kurtulur.
“Adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.”
(Nisâ 4:135)
Bu ayet, adaletin aktif bir duruş olduğunu gösterir. Adalet, içten içe rahatsız olmakla yetinmez; imkânı ölçüsünde tavır alır.
Son Hatırlatma
Zulüm, çoğu zaman az kişinin cesaretiyle ayakta durur.
Ama çok kişinin sessizliğiyle büyür.
Kur’an’ın sorduğu soru şudur:
“Sen hangi taraftasın?” değil,
“Sen sustuğunda ne oluyor?”
Ve bu soru, herkesin tartısına ayrı ayrı yazılır.
KALPTEN BUĞZ ETMEK YETERLİ Mİ?
Zulüm karşısında sessiz kalanlar söz konusu olduğunda en sık duyulan cümle şudur:
“Ben içimden karşıyım.”
Peki bu yeterli mi? Kur’an’ın ölçüsünde sadece içten rahatsız olmak, insanı sorumluluktan kurtarır mı?
Bu soru önemli. Çünkü pek çok insan, suskunluğunu kalbine sığınarak meşrulaştırıyor.
Kalp Nedir, Buğz Nedir?
Kalp, Kur’an’da sadece duyguların merkezi değildir; aynı zamanda aklın ve bilincin merkezidir.
“Onların kalpleri vardır ama onunla akletmezler.”
(A’râf 7:179)
Yani kalp pasif bir yer değildir. Kalp, yön belirler. Bu yüzden “kalpten buğz etmek” dediğimiz şey, sadece rahatsızlık hissetmek değil; tavır almak anlamına gelir.
Kur’an Ne Diyor?
Genelde şu söz referans verilir:
“Zulüm göreni eliyle engelleyemeyen diliyle, onu da yapamayan kalbiyle buğz etsin.”
Ama Kur’an’a baktığımızda mesele burada bitmez. Çünkü Kur’an kalbi, fiilsiz bir alan olarak görmez.
“Kalplerinde hastalık olanları görürsün…”
(Maide 5:52)
Kur’an, kalbi bir duruş olarak tanımlar. Yani kalpteki tavır, mutlaka hayata yansır. Eğer yansımıyorsa, o kalbin gerçekten buğz edip etmediği sorgulanır.
Sessiz Ama Taraflı Kalpler
Bir insan gerçekten zulme buğz ediyorsa:
- Zulmü normalleştirmez
- Zulmü yapanı aklamaz
- “Ama”larla meseleyi yumuşatmaz
Kur’an bu noktada çok net uyarır:
“Hakkı batılla karıştırmayın ve bile bile gerçeği gizlemeyin.”
(Bakara 2:42)
Gerçeği gizlemek bazen konuşmamak değil, yanlış bir denge kurmaktır. “İki taraf da hatalı” diyerek zulmü sıradanlaştırmak, kalpteki buğzu boşa düşürür.
Gücü Yetmeyen Ne Yapacak?
Kur’an kimseye gücünün üstünde yük yüklemez:
“Allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.”
(Bakara 2:286)
Ama bu ayet, sorumluluğun sıfırlanması anlamına gelmez. Gücü yetmeyen:
- Dilini yanlışın hizmetine vermez
- Zulmü meşrulaştıran dil kullanmaz
- Zihnen ve ahlaken mesafe koyar
Bu bile bir duruştur.
Kalpten Buğzun Samimiyet Testi
Şu sorular insanın kendisine ayna tutar:
- Zulümden rahatsızım diyorum ama zalimi savunuyor muyum?
- Sessizim diyorum ama yanlışın yayılmasına katkı sağlıyor muyum?
- Kalbim karşı diyorum ama çıkarım zarar görünce susuyor muyum?
Kur’an, samimiyeti bu noktada ölçer:
“İnsanlar, ‘inandık’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar?”
(Ankebût 29:2)
Sonuç Yerine Net Bir Çizgi
Kalpten buğz etmek, hiçbir şey yapmamak değildir.
Kalpten buğz etmek:
- Tarafını belirlemek
- Yanlışa mesafe koymak
- Doğruyu içten içe savunmak
- Zulmün dilini kullanmamaktır
Sessizlik bazen zorunluluktur.
Ama sessizlikle tarafsızlık aynı şey değildir.
Kur’an’ın istediği kalp; susarken bile hak safında duran bir kalptir.
SESSİZLİK NE ZAMAN GÜNAHA DÖNÜŞÜR?
Sessizlik her zaman suç değildir. Kur’an, insanın susmasını başlı başına bir günah olarak tanımlamaz. Ama bazı anlar vardır ki susmak, artık masum bir tercih olmaktan çıkar; ahlaki bir sorumluluğa dönüşür. İşte Kur’an tam da bu sınırı çizer.
Bilinen Bir Yanlış Karşısında Susmak
Eğer ortada açık bir zulüm, net bir haksızlık, bariz bir adaletsizlik varsa ve insan bunun farkındaysa, sessizlik artık tarafsızlık değildir.
“Hakkı gizlemeyin.”
(Bakara 2:42)
Bu ayette geçen gizleme, sadece bilgiyi saklamak değil; bilip de dillendirmemek anlamını da taşır. İnsan bir yanlışı biliyor ama “bana dokunmuyor” diyorsa, sessizliği artık pasif değildir.
Konuşma İmkânı Olduğu Hâlde Susmak
Kur’an sorumluluğu imkânla ilişkilendirir. Gücü yettiği hâlde susan kişi için sessizlik ağırlaşır.
“Niçin susuyorsunuz?”
(Hûd 11:116 – anlam vurgusu)
Bu ayet, toplumların helak sebeplerini anlatırken dikkat çeker: İçlerinde kötülüğü engelleyecek bir grup varken, çoğu susmuştur.
Sessizliğin Zulme Destek Olması
Bazı sessizlikler vardır ki, fiilen destek anlamına gelir. Çünkü zalimin en çok ihtiyaç duyduğu şey, itirazsızlıktır.
“Zulmedenlere meyletmeyin.”
(Hûd 11:113)
Meyletmek; onaylamak, alkışlamak kadar, itiraz etmemek anlamını da taşır. Sessizlik burada bir yöneliş hâline gelir.
Doğruyu Söylemenin Bedeli Korkuysa
Kur’an korkuyu anlar ama kabul etmez. Çünkü korku, hakkı terk etmenin gerekçesi olamaz.
“İnsanlardan korkmayın, benden korkun.”
(Maide 5:44)
Bu ayet, suskunluğun gerekçesini de sorgular. Eğer sessizlik, Allah’tan değil insanlardan korkmanın ürünü ise, işte orada günaha dönüşür.
Sessizlik Alışkanlığa Dönüştüğünde
İlk sessizlik bazen çaresizliktir. Ama tekrar eden sessizlik, zamanla kalbi köreltir.
“Sonra kalpleriniz katılaştı.”
(Bakara 2:74)
Sürekli susan kalp, bir süre sonra rahatsız olmamaya başlar. İşte bu, tehlikenin başladığı yerdir.
Kur’an’ın Ölçüsü Net
Sessizlik şu şartlarda günaha dönüşür:
- Yanlış açıkça biliniyorsa
- Konuşma imkânı varsa
- Susmak zulmü güçlendiriyorsa
- Sessizlik çıkar veya korkudan kaynaklanıyorsa
Bu noktada susmak artık masum değildir.
Son Hatırlatma
Kur’an susmayı değil, yanlış karşısında susmayı sorgular.
Ve şu gerçeği hatırlatır:
“Her insan kazandığından sorumludur.”
(Müddessir 74:38)
Bazen bir söz kurtarır,
bazen bir sessizlik yakar.
Ve insan, hangi sessizliğin kendisini nereye götürdüğünü iyi düşünmek zorundadır.
Kur’an’ın çizdiği tablo çok nettir: Zulüm karşısında susmak her zaman masum değildir. İnsan, gücü yettiği hâlde susuyorsa; sessizliği yanlışı besliyor, adaletsizliği normalleştiriyor ve kalbi köreltiyorsa artık bu suskunluk bir tercihe dönüşür. Kur’an, imanı sadece kalpte saklanan bir duygu olarak değil, hayata yansıyan bir duruş olarak tanımlar. Tartıları ağır gelenler; büyük sözler söyleyenler değil, doğru zamanda doğru yerde duranlardır. Bazen bir söz, bazen bir mesafe, bazen de yanlışın dilini kullanmamak… Hepsi bir duruştur. Çünkü Allah katında insanı kurtaran şey; ne kadar sessiz kaldığı değil, sessiz kaldığında kimin safında durduğudur.