Kategori: Makale

28 Şubat 2026

Zekât: Kırkta Bir mi, Hayatın Arınması mı?

Bugün yaygın anlayışta zekât, kırkta bir oranla hesaplanan mali bir yükümlülük olarak görülür. Üzerinden bir yıl geçmiş mal hesaplanır, yüzde iki buçuk verilir ve görev tamamlanmış sayılır. Bu yaklaşım teknik olarak bir sistem üretir; fakat Kur’an’ın ortaya koyduğu zekât anlayışı bundan çok daha derindir.

28 Şubat 2026

Zekât: Kırkta Bir mi, Hayatın Arınması mı?

Bugün “zekât” denildiğinde çoğumuzun zihninde hemen belli bir tablo belirir: Üzerinden bir yıl geçmiş mal, belirli bir nisap miktarı, kırkta bir oranı… Hesap yapılır, yüzde iki buçuk bulunur, verilir ve görev tamamlanır. İç rahatlar. Borç ödenmiş gibi bir huzur oluşur.

28 Şubat 2026

Kur’an’ın Bütünlüğü: Muhkem ve Müteşabih Ayetlerin Dengesi

Muhkem ayetler, herkesin kolayca anlayabileceği, anlamı açık ayetlerdir. Örneğin bir Allah’ın emirleri veya yasakları muhkemdir. Müteşabih ayetler ise daha derin, karmaşık ve çoğu zaman uzmanlık, araştırma veya zikir ehli olmayı gerektiren ayetlerdir. Bu ayetler, muhkem ayetlerle açıklanabilir ama yüzeysel okumayla tam olarak anlaşılamaz.

28 Şubat 2026

Salat ve Zekât: Yan Yana Gelen İki Arınma Yolu

Kur’an’ı dikkatle okuyan herkes şunu fark eder: Salat ve zekât çoğu yerde yan yana gelir. Bu birliktelik tesadüf değildir. Aynı kalıp içinde tekrar tekrar anılan iki kavramın, aynı ruhun iki kanadı olduğunu düşünmemiz gerekir. Bir kanat eksik olursa uçuş gerçekleşmez.

27 Şubat 2026

Sadaka: Sistem mi, Vicdan mı?

Kur’an’da “sadaka” kelimesi geçtiğinde çoğu insanın zihninde küçük bir bağış canlanır. Oysa metne yaklaştığımızda bunun çok daha kapsamlı bir kavram olduğunu görürüz.

En belirleyici ayetlerden biri şudur:

“Sadakalar ancak fakirler, miskinler, sadaka işinde çalışan görevliler, kalpleri ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir. Bu Allah’tan bir farzdır.” (Tevbe, 60)

27 Şubat 2026

Camilerimizin Dışını mı, İçini mi İmar Ediyoruz?

Bir şehir düşünün… Minareleri göğe doğru yükselmiş, kubbeleri ihtişamla ışıldayan camilerle dolu. Mermerler parlıyor, avlular geniş, hat yazıları göz kamaştırıyor. Fakat kapısına yaklaştığınızda çoğu zaman kilitli bir kapı ile karşılaşıyorsunuz. İçeri girseniz bile üç-beş saf insan, on beş dakika içinde salatı eda edip dağılıyor. Geriye kalan saatler? Sessizlik… Hatta yalnızlık.