Kategori: Makale

12 Haziran 2026

DUA VE BEREKET: KUR’AN PERSPEKTİFİNDEN HURAFELERE KARŞI UYARI

Son yıllarda etrafımıza bakınca, kendilerine “hoca” ya da “alim” diyen birçok kişinin insanların dini yaşamlarına müdahale ettiğini görebiliyoruz. Ne yazık ki bu kişilerin büyük bir çoğunluğu işin özüyle, yani Kur’an’ın ruhuyla pek ilgilenmiyor. Esas amaç, insanların temiz inançlarını kendi şahsi yorumlarıyla şekillendirmek ve çoğu zaman da bu durum üzerinden maddi ya da manevi kazanç sağlamak oluyor. En sık rastladığımız, belki senin de kulak misafiri olduğun durumlardan biri, kitlelere “şunu şu kadar okuyun, bunu yapın, böyle dua edin, hemen zengin olursunuz” gibi asılsız vaatlerde bulunulmasıdır. Sanki dua sihirli bir formül, Allah’ın bereketi de bir kitapçığın sayfalarına sıkıştırılmış gizli şifrelermiş gibi davranıyorlar.

11 Haziran 2026

ÖLÜMÜN ARDINDAN KAPANAN DEFTERLER: SEVAP TRANSFERİ NEDEN İMKANSIZDIR?

Bazen insanın içini sızlatan bir özlemle geçmişe dalar ya hani… Bir mezar taşına dokunur, sessizce “beni duyuyor musun” der. Yaşanan kayıpların ardından duyulan bu derin hasret, insanı ister istemez gidenlerle yeniden bir bağ kurma arayışına iter. İşte Kur’an, tam da bu insani duyguların en yoğun yaşandığı noktada bize gerçeği açıkça bildiriyor: Hiçbir ölmüş kişiye ne bir şey duyurabiliriz, ne de onlardan bir haber alabiliriz. Bizim onlara olan özlemimiz, evrenin değişmez ölüm yasasını esnetmeye yetmiyor.

11 Haziran 2026

İNSANIN İÇSEL GÜCÜNÜ FARK ETMESİ: KUR’AN’IN HATIRLATTIĞI UNUTULMUŞ GERÇEK

Hayatın koşturmacası içinde dönüp arkana baktığında, en çok nerede tökezlediğini görüyorsun? Muhtemelen birçoğumuzun cevabı aynı olacaktır: Sahip olduğumuz imkânları göremediğimiz, kendi potansiyelimizi unuttuğumuz anlarda. Allah’ın bize bahşettiği aklı, farkındalığı ve o muazzam idrak gücünü hayatın hengamesinde hep arka plana itiyoruz. Sonra ne mi oluyor? Karşılaştığımız en küçük bir sıkıntıda, adeta tutunacak hiçbir dalımız kalmamış gibi hemen karamsarlığa sürükleniyoruz. Günlük hayatta bir işin ters gitmesi, en ince detayına kadar yapılmış bir planın bozulması ya da hesaba katmadığımız küçük bir aksilik, kendimizi koyuvermemiz için yetip de artıyor. Hemen o tanıdık ve yıpratıcı soruya sığınıyoruz: “Neden her şey beni buluyor?” Oysa Kur’an, tam da bu koptuğumuz, savrulduğumuz ve kendimize yabancılaştığımız anlarda bizi çok derinden bir sesle yeniden kendimize çağırıyor.

10 Haziran 2026

NAMAZIN HAYATTAKİ YERİ: ZORLUKTA DA RAHATLIKTA DA RABB‘E YÖNELİŞ

Namazın Kur’an’daki yerini ve hayata olan etkisini konuşurken insan gerçekten şöyle bir durup düşünmeden edemiyor. Allah bize öyle bir ibadet vermiş ki, hayatın en zor, en dar ve hatta can korkusunun yaşandığı anlarında bile terk edilmemesi gerektiğini önemle hatırlatıyor. Çünkü namaz, sadece günün belli saatlerinde mekanik olarak tekrarlanan birtakım bedensel hareketlerden oluşan kuru bir ritüel değildir. Namaz; insanın kendisini yaratan, yaşatan ve yöneten Rabb’iyle kurduğu canlı, dinamik ve kesintisiz bir bağdır. Hayatın savurucu ritmine karşı bir yöneliş, tam bir teslimiyet ve her vakitte yeniden kuşanılan bir bilinç tazelemesidir.

8 Haziran 2026

KUR’AN’DA ELÇİYE İTAATİN GERÇEK ANLAMI

Geleneksel kabullerin, yüzyıllardır süregelen alışkanlıkların dışına çıkıp zihnini sadece vahyin duru iklimine açmaya hazır mısın? Gel, seninle İslam düşüncesinin en çok tartışılan, zaman zaman da en çok çarpıtılan konularından birini, yani elçiye itaat meselesini doğrudan Kur’an masasına yatıralım. Genelde zihinlerde şöyle bir algı vardır: Allah bir kural koyar, Nebi de onun yanına başka bir kural ekler. Peki, gerçekten öyle mi? Kur’an’ın inşa ettiği din tasavvurunda Resül’e itaat etmek, Allah’ın yanına ikinci bir hüküm koyucu ortak etmek anlamına mı gelir?

8 Haziran 2026

ÖZÜNE İNEREK ELÇİYE İTAATİN MATEMATİĞİ

Giriş seviyesindeki kabulleri bir kenara bırakıp, Kur’an’ın kavramsal dil mimarisine daha derin bir tahlille inelim. Bu konuyu gerçekten derinleştirmek istiyorsak, kelimelerin seçiliş amacına bakmak zorundayız. Kur’an’da Hz. Muhammed için iki ana sıfat kullanılır: “Nebi” (haber getiren/nebe kökünden) ve “Resül” (elçi/risalet taşıyan). Fark ettin mi, Kur’an helal-haram, itaat ve hüküm konularında hiçbir zaman “Nebi’ye itaat edin” demez; istisnasız her yerde “Resül’e itaat edin” buyurur.