Elçiler Allah’ın Kitabına Çağırırdı
Kardeşim, tarihe dönüp baktığımızda, Allah’ın gönderdiği tüm elçilerin tek bir ortak yönü olduğunu görürüz: Hepsi insanları yalnızca Allah’a ve O’nun kitabına çağırmıştır. Hiçbir elçi, “Bana bağlanın, benim sözlerime tapının, benim sünnetime uyun” dememiştir. Onların daveti hep aynıydı: “Allah’a yönelin, O’nun indirdiği kitaba sarılın.” Çünkü dinin özü budur; kulluğun yalnızca Allah’a yapılması ve hayatın yalnızca O’nun hükümleriyle şekillenmesidir.
Kur’an’da bu hakikati çok net ortaya koyan ayetler vardır. Mesela Âl-i İmran Suresi 79. ayette Rabbimiz şöyle buyurur:
“Allah’ın kendisine Kitap, hikmet ve nebilik vermesinden sonra hiçbir insanın, insanlara ‘Allah’ın peşi sıra bana kullar olun!’ demesi mümkün değildir. Aksine (şöyle derler): ‘Kitabı öğreterek ve ondan ders yaparak kendini Rabb’e adayan kullar olun!’” (Âl-i İmran 3/79)
Bu ayet, elçilerin gerçek misyonunu bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Elçiler, insanları kendilerine değil, Allah’a yönlendirmiştir. Onların tek amacı, Allah’ın kelamını öğretmek, insanlara kitabı aktarmak ve o kitapla hayatlarını düzenlemelerine yardımcı olmaktır. Yani elçiler bir yol göstericiydi, fakat yolun sahibi Allah’tı.
Burada ince bir nokta var kardeşim: Eğer bir elçi insanları kendi şahsına çağırmış olsaydı, o zaman din, Allah’ın değil, elçinin dini olurdu. Bu da şirk kapısını açardı. Ama Allah’ın gönderdiği tüm elçiler, insanları “yalnızca Allah’a kulluğa” davet etti. Hatta kendilerine yönelen övgüleri bile reddettiler. Çünkü bilirlerdi ki kulluk yalnızca Allah’a yapılır, hüküm koyma hakkı yalnızca O’na aittir.
Bugün baktığımızda ise durum biraz farklı. İnsanların çoğu dini öğrenmek için ellerinin altındaki Kur’an’a değil, başkalarının yazdığı kitaplara koşuyor. Birisi “filanca hadis kitabında şöyle geçiyor” dediğinde hemen inanıyorlar. Ama aynı kişi “Kur’an’da böyle bir ayet var” denildiğinde ya şaşırıyor ya da duymamış oluyor. Bu garip değil mi? Allah’ın bize emanet ettiği ve kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği kitabı bırakıp, insan sözlerini dine kaynak yapmak aslında elçilerin çağrısına ters düşüyor.
Bir de günümüzde sık sık duyuyoruz: “Şu hoca böyle buyurdu, bu alim şöyle dedi, şu şeyh şöyle yapın dedi.” İnsanlar dinlerini Allah’ın kitabından değil de bu kişilerin sözlerinden öğrenmeye çalışıyor. Oysa Kur’an defalarca uyarıyor: “Onlar bilginlerini ve din adamlarını Allah’tan ayrı rabb’ler edindiler” (Tevbe 9/31). Rabb’imiz bu davranışı şirk olarak niteliyor. Çünkü Allah’ın hüküm koyma hakkı başkasına devredilemez. Elçiler bile böyle bir hakka sahip değilken, sonradan gelen kişilerin bu yetkiyi kullanmaya kalkması büyük bir sapmadır.
Mesela kardeşim, namazın nasıl kılınacağını, orucun nasıl tutulacağını öğrenmek için insanlar hemen hadis kitaplarına bakıyor ama Kur’an’a bakmayı çoğu zaman akıllarına bile getirmiyor. Halbuki Allah, kullarına dini eksiksiz bildirdiğini söylüyor: “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim” (Maide 5/3). Eksiksiz olan bir dini, sonradan yazılan rivayetlerle tamamlamaya çalışmak aslında Allah’ın sözünü yetersiz görmek anlamına gelmez mi?
Elçilerin bir başka özelliği de miraslarıdır kardeşim. Onlar dünyadan ayrıldıklarında geride mal, mülk, makam ya da hatıra eşyası bırakmadılar. Onların tek mirası Allah’ın kitabı ve ondan öğrendikleriydi. Nebilerin mirası, altın ya da gümüş değil; ayetlerdi, hikmetti, Allah’ın sözleriydi. O yüzden gerçek mirasa sahip çıkmak isteyenler, onların izinden giderek Kur’an’a sarılmak zorundadır. Eğer bugün “elçilerin yolundayız” diyorsak, bu sözün hakkını vermek için onların bıraktığı mirası —yani Allah’ın kitabını— hayatımızın merkezine koymalıyız.
Kur’an sadece okunacak bir kitap değil; hayatın her alanına yön veren ilahi bir ölçüdür. Adalet, ahlak, ibadet, toplumsal düzen… Hepsi için ölçü Kur’an’dır. Eğer biz elçilerin yolundan gitmek istiyorsak, yapmamız gereken şey onların yaptığı gibi insanları Allah’ın kitabına çağırmaktır.
Sonuç olarak kardeşim, elçilerin çağrısını ve bıraktıkları mirası unutmamak gerekiyor. Onlar insanları kendilerine değil, Rabbine kulluğa davet etti. Bizim için düşen görev de onların izinden gitmek, Kur’an’ı okuyup anlamak ve onunla hayatımızı şekillendirmek. İşte gerçek teslimiyet ve gerçek kulluk budur.
Selam ve dua ile…
aydinorhon.com