Kardeşim, bugün din adına etrafımıza bakınca çok farklı manzaralar görüyoruz. Bir tarafta mezhepler, tarikatlar, cemaatler; diğer tarafta kandiller, türbeler, dualar ve uygulamalar… Peki bunların hangisi gerçekten Allah’ın kitabında var? İşte tam burada ciddi bir sorgulama yapmak gerekiyor.
Kur’an açıkça söylüyor: “Bu, kendisinde hiçbir şüphe olmayan, muttakiler için bir rehberdir.” (Bakara 2). Allah bize bir kitap indirdi ve o kitabın yeterli olduğunu defalarca vurguladı. Ama insanlar ne yaptı? Bu kitaba eklemeler yaptı, kendi geleneklerini ve kültürünü dinin önüne koydu. Bugün kandil geceleri diye kutladığımız şeylerin, Allah’ın kitabında olmadığını görüyorsun. Türbelere gidip medet umanları, şeyhlerinden kurtuluş bekleyenleri görüyorsun. Bunların hiçbirinin Kur’an’da yeri yok.
Nebi Muhammed’in en büyük mücadelesi şuydu: İnsanları yalnızca Allah’a yönlendirmek. O defalarca söyledi: “Ben sadece bana vahyedilene uyarım.” (Enam 50, Ahkaf 9). Ama biz onun yolundan gitmek yerine, adına uydurulmuş sözlere tutunduk. Düşünsene kardeşim, Allah Kur’an’da “Biz bu kitabı koruyacağız” (Hicr 9) diye garanti veriyor, ama insanlar kalkıp “Kur’an yetmez” diyerek hadis kitaplarını, menkıbeleri, rivayetleri dinin asli unsuru haline getiriyor. Bu, dine yapılan en büyük ihanettir.
Allah Maide 44’te şöyle uyarıyor: “Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” Şimdi kendimize dürüstçe soralım: Biz dinimizi gerçekten Allah’ın indirdiğiyle mi yaşıyoruz, yoksa insanların uydurduğu şeylerle mi? Kandil geceleri mi bize Allah’ı hatırlatacak, yoksa Kur’an’ın ayetleri mi? Türbelere gidip dilekte bulunmak mı Allah’a kulluk, yoksa yalnızca O’na yönelmek mi?
Bu bozulmalar sadece bireyleri değil, toplumun tamamını etkiliyor. Mezhep kavgaları yüzünden kardeş kardeşe düşman oluyor, tarikat bağlılıkları yüzünden insanlar özgürlüğünü kaybediyor. Din, Allah’ın birleştirmek için indirdiği bir yol iken, insanlar onu ayrılıklara sebep yapıyor. Bu da Allah’ın mesajının özünden uzaklaşıldığının en açık göstergesi.
Oysa din aslında çok basit: Allah’a kulluk etmek, yalnızca O’na güvenmek ve O’nun indirdiği kitaba uymak. Ne kandil, ne tarikat, ne türbe, ne şeyh… Hiçbiri bizi Allah’a yaklaştıramaz. Yaklaştıracak tek şey Kur’an’a sarılmak ve onu hayatımıza geçirmek. Çünkü Allah’ın gönderdiği din değişmez, insanlar bozsa bile aslı elimizde: Kur’an.
Peki bozulmamış dini nasıl yaşarız? Bunun cevabı yine Kur’an’da. Allah diyor ki: “Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.” (Ali İmran 103). Yani birlik ve beraberliğimizin kaynağı Kur’an’dır. Bir başka ayette: “Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.” (Enam 159). Demek ki gruplara, mezheplere bölünmek, Allah’ın istemediği bir şey. Bizim yapmamız gereken, mezhepleri bırakıp Kur’an’ın etrafında birleşmek.
Ayrıca, Allah bize sürekli salatı hatırlatır; yani Allah’ı anmayı, O’nunla bağı canlı tutmayı. Salat, dinin kalbidir. Salatı dosdoğru kıldığımızda, hayatımızda adalet, merhamet ve doğruluk kendiliğinden şekillenir. Allah’ın haram kıldıklarından uzak durmak, helalleri özgürce yaşamak, başkasına zulmetmemek… İşte bozulmamış din böyle yaşanır.
Kardeşim, sonuç çok net: Din Allah’ın, ölçü Kur’an’ın. Bizim yapmamız gereken, ne eklemek ne de çıkarmak. Sadece Allah’ın indirdiği gibi yaşamak. Resulün bize bıraktığı miras da tam olarak budur: Saf, tertemiz, bozulmamış Kur’an dini. Eğer buna sarılırsak hem dünyamız hem de ahiretimiz kurtuluşa erer.
Selam ve dua ile…
aydinorhon.com
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.