3 Ekim 2024

İmanımız Kur’an’a Mı, Rivayete Mi?

ile aydinorhon

Kardeşim, hiç düşündün mü; biz gerçekten imanımızı Allah’ın kitabına mı dayandırıyoruz, yoksa rivayetlere mi? Mesela bayram namazı… Kur’an’da böyle bir ibadet yok ama bayram sabahı camiler tıklım tıklım doluyor. Aynı şekilde teravih namazı da Kur’an’da yer almıyor, fakat Ramazan geceleri camiler taşacak kadar kalabalık oluyor. Buna karşılık, Allah’ın farz kıldığı beş vakit namazda aynı kalabalığı pek göremiyoruz. Bu durum, imanımızın kaynağını sorgulamamız gerektiğini göstermiyor mu?

Bir de kadınlarla ilgili uygulamalara bakalım. Teravihte camilerin kapıları kadınlara sonuna kadar açılıyor, ama iş cuma salatına gelince kapılar kapanıyor. Oysa Kur’an’da çok net bir şekilde şöyle buyuruluyor:

“Ey iman edenler! Cuma günü salât için çağrıldığınızda hemen Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın! Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma 62:9)

Dikkat et, ayet “Ey iman edenler!” diyerek başlıyor. Ne kadın-erkek ayrımı var ne de farklı bir şart. Yani Allah’ın çağrısı bütün müminlere. Demek ki cuma salatı herkes için farz. Fakat biz ne yapıyoruz? Rivayetlerle, geleneklerle Allah’ın sözünü daraltıyoruz. Bu da inançla uygulama arasındaki çelişkiyi büyütüyor.

Bir de sünnet meselesi var. Allah, insanı en güzel şekilde yarattığını söylüyor:
“Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin 95:4)
“Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı.” (Tegabun 64:3)
“Yarattığı her şeyi güzel yaptı.” (Secde 32:7)

Ama biz kalkıp çocuklarımızı sünnet ediyoruz. Bunu bir din şartıymış gibi görüyoruz. Oysa Nisa Suresi 119. ayette şeytanın insanları kandırarak Allah’ın yarattığını değiştirmeye zorlayacağı söyleniyor. Düşünsene, biz farkında olmadan şeytanın planına ortak oluyoruz. Peki Allah’ın yarattığını değiştirmek nasıl imanla bağdaşır?

Asıl sorun şu: Din adına konuşan birçok kişi, Kur’an yerine hadisleri ve rivayetleri referans alıyor. Bu yüzden insanlar da Kur’an’a bakmak yerine onların sözlerine itibar ediyor. Böylece dinin kaynağı bulanıklaşıyor, iman zayıflıyor. Halbuki Allah, Kur’an’ı apaçık, eksiksiz ve yol gösterici olarak indirdi.

“Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am 6:38)
“(Allah) bu Kitap’ı sana, her şey için bir açıklama, doğruya rehber, rahmet ve müjde olarak indirdi.” (Nahl 16:89)

Bu ayetler gösteriyor ki Allah, kulları için gerekli olan bütün emir ve yasakları kitabında toplamıştır. Yani bizim başka kaynaklara yönelmemize gerek yok. Eğer gerçekten imanımızı diri tutmak istiyorsak, Kur’an’ı kendi dilimizde anlamamız ve hayatımıza geçirmemiz gerekiyor.

Kardeşim, bu noktada sorumluluk hepimizin. Çünkü herkes kendi inancı ve kendi tercihlerinden dolayı hesap verecek. Allah bizden rivayetleri değil, kendi kitabını dikkate almamızı isteyecek. Bu yüzden Kur’an’a dönmek, sadece ibadetlerimizi değil, bütün yaşamımızı sağlam bir temele oturtmak demektir. Toplum olarak da böyle bir dönüş yapabilirsek, imanımız güçlenir, birlik artar ve sahte din anlayışlarının önüne geçilir.

Sonuç olarak şunu net bir şekilde söylemek lazım: İmanımız rivayetlere değil, yalnızca Kur’an’a dayanmalıdır. Çünkü gerçek rehber, gerçek ölçü ve hesap gününde elimizde kalacak tek delil Allah’ın kitabıdır.

“Her insanın amelini kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için açılmış olarak karşısına çıkaracağımız bir kitap olacaktır: ‘Kitabını oku! Bugün hesap sorucu olarak sana kendi nefsin yeter.’ ” (İsra 17:13-14)

Bu ayet, son noktayı koyuyor: O gün elimizde rivayetler olmayacak, yalnızca Kur’an ve kendi yaptıklarımız olacak. İşte bu yüzden imanımızı Kur’an’a dayandırmak, hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşun tek yoludur.

Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com