İSLAM’DA ÇOK EVLİLİK: RUHSATIN SINIRI, ADALETİN ESASI
Kur’an’ın çok evlilik konusuna yaklaşımı çoğu insanın düşündüğünden çok daha dikkatli ve sınırlayıcıdır. Bu konu, ne bir emir olarak sunulur ne de erkeklerin doğal bir hakkı gibi kabul edilir. Kur’an’ın Nisa 3. ayetinde bunun “mutlak bir tercih özgürlüğü” değil, toplumsal bir yarayı iyileştirmek için verilen geçici bir ruhsat olduğunu açıkça görürüz. Ayet şöyle der:
“Eğer yetimler konusunda adaleti sağlayamamaktan korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın; ancak adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız bir tane ile yetinin…” (Nisa 3)
Bu ruhsatın gerekçesi de ayetin girişinde bellidir: “yetimlerin adaleti”. Yani savaş sonrası korumasız kalan kadın ve çocukların güvence altına alınması. Konu, erkeklerin hevesleri değil; toplumsal bir yaranın sarılmasıdır.
Kur’an’ın evliliğe dair başka bir temel ilkesi de Rum 21’de yer alır: Eşler birbirine “huzur kaynağı” olsun diye var edilmiştir. Huzurun temelinde merhamet, sevgi, sadakat ve adalet vardır. Böyle bir yapının zedelenmesi Allah’ın istediği aile modeline aykırıdır.
Bu yüzden Kur’an çok evliliğe izin verse de aynı surenin 129. ayetinde çarpıcı bir gerçek hatırlatılır:
“Ne kadar isteseniz de eşleriniz arasında adalet sağlayamazsınız.” (Nisa 129)
Bu cümle ruhsatın sınırını özlü bir şekilde çizer. Çok evlilik ancak adaletle mümkündür; fakat Allah, insanın eşler arasında duygusal ve duygudan kaynaklanan davranışlarda adaleti sağlayamayacağını söylüyorsa, geriye ne kalır? Ruhsat, fiilen kullanılmaz hale gelir. Çünkü Kur’an’da adalet, hayatın en temel ilkesidir. Hatta Allah, adaleti emrettiğini söyler:
“Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder…” (Nahl 90)
Adaletin olmadığı yerde ruhsat anlamını kaybeder, zulme dönüşür. Bu nedenle Kur’an’ın bütünlüğüne baktığımızda, ideal olanın tek eşlilik olduğunu açıkça görürüz.
Kur’an ayrıca erkeklerin kadınlar üzerindeki sorumluluğunu ağır bir emanet olarak tanımlar. Ahzab 72’de emaneti yüklenen insanın sorumluluğunun büyüklüğünden bahsedilir. Evlilik de böyle bir emanettir. Bu yüzden keyfî tercihlerle değil, bilinç ve adaletle yönetilmesi gerekir.
Kur’an’ın aile yapısına genel bakışını güçlendiren ayetlerden biri de Şura 30’dur: “Başınıza gelen her şey kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir…” Bu ayet kardeşim, aile düzeninde adalet terk edilirse ortaya çıkan huzursuzluğun nedeni olarak kader değil, insanın kendi tercihlerine işaret eder.
Ayrıca, erkeklerin kadınlara “güzel bir şekilde” davranması gerektiğini söyleyen Nisa 19 da çok evlilik tartışmalarında unutulmaması gereken bir ilkedir:
“Onlarla iyi geçinin.” (Nisa 19)
Bu ilke, çoğaltılmış evliliklerin değil, çoğaltılmış merhamet ve sorumluluğun esas olduğunu gösterir.
Bugünün toplum şartlarına baktığında da ayetin dayandığı toplumsal gerekçelerin büyük oranda ortadan kalktığını görüyorsun. Kadınlar eğitimli, ekonomik olarak bağımsız, hukuki haklara sahip ve toplumun aktif bir parçası. Dolayısıyla Kur’an’ın işaret ettiği zorunlu koşullar yoksa, ruhsatın fiilen geçerlilik alanı da yoktur.
Sonuç olarak, Kur’an’ın ruhuna en uygun aile modeli, adaletin fiilen sağlanabildiği tek eşliliktir. Çünkü Kur’an’ın hedefi erkeklere ayrıcalık vermek değil, toplumda huzur ve merhameti yaymaktır. Adalet olmadan çok eşlilik sadece yapı sözü verir ama içini dolduramaz. Bu yüzden Kur’an adalete vurgu yapar, adalet gerçekleşmediğinde ruhsatı kapatır ve insanı en sağlam aile modeline yönlendirir: huzur, merhamet ve güven temelli tek eşlilik.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com