İSLAM’DA RİTÜEL ÇOK, FAKAT KUR’AN NEDEN BU KADAR SADE? – Özet
Bugün bakıyorsun, insanların yaşadığı din adeta ritüellerle dolu. Her ay, her gece, her özel gün için ayrı bir ibadet paketleri var. Birine göre falanca gece yapılmazsa olmaz, diğerine göre bir duayı şu sayıda okumazsak eksik kalır. Hatta bazı insanlar dine öyle çok ekleme yapmış ki, Kur’an’ın anlattığı sadeliği görsem bile şaşıracak hale gelmiş.
İşin garibi şu: Kur’an bozulmuş diğer dinlerde olan ritüel şişkinliğini azaltmak için gelmiş bir kitapken, zamanla ona da tonlarca ek yapıldı. Kur’an’ın çizdiği din, sade, anlaşılır, çift taraflı sorumluluk içeren bir sistem. Allah senden akıl, ahlak, doğru duruş, adalet ve düşünme ister. Ama bugün toplumun büyük çoğunluğu dine baktığında ilk gördüğü şey “ne kadar ritüel yapacağım?” oluyor.
Oysa Kur’an’ın mantığı çok açık: “Bugün sizin için dininizi tamamladım.” (Maide 3). Bu ayet, dine sonradan ek yapılmasını kesin bir dille kapatır. Yani Allah dini tamamladığını söylüyorsa, insanlar hangi yetkiyle yüzlerce ek uygulama üretiyor?
Burada dikkat edersen mesele şuraya dayanıyor: İnsan somut şeylere tutunmayı seviyor. Dokunabildiği, sayabildiği, tekrar edebildiği şeyler onu güvende hissettiriyor. Bir tesbihi 33 kez çevirmek kolay; ama bir zulme karşı durmak zor. Bir gece sabaha kadar ritüel yapmak kolay; ama bir yetimin hakkını gözetmek zor. İşte insan zor olandan kaçıp kolay olana sığınıyor.
Kur’an ise dinde önceliği yapıya değil ruha veriyor: “Allah sizin şekillerinize değil, kalplerinize bakar.” (Bu ifade Kur’an’da değil, fakat Kur’an’ın ruhu sürekli kalbi merkeze alır. Dolayısıyla ayet olarak değil, anlam olarak söylüyorum.) Kur’an’ın kendi vurgusu ise şudur: “Onlar ancak Allah’ı anmakla ve gerçeği yerine getirmekle kalplerini temizlerler.” (Ra’d 28’in anlam alanı buna çok yakındır.) Yani temizlik, sayıdan, ritüelden, tekrar sayısından gelmiyor. Kalbin dönüşünden geliyor.
Bunun en güçlü örneklerinden biri Bakara Suresi 186’dır: “Bana dua ettiğinde, dua edenin çağrısına karşılık veririm.” Ayette ritüel şartı yok, özel gece yok, belirli sayı yok. Dua eden bir kalp var, ona cevap veren bir Rab var. Bu kadar sade.
Çoğu insan dinin sade halinden rahatsız olur. Çünkü sade din insanı sorumlulukla baş başa bırakır. Eklemeler ise insanı rahatlatır. Bir şeyler yaptığını hissettirir. Mesela birine rastgelirsin, der ki: “Falanca duayı şu kadar sayıda okursan cennetten yerin hazır.” Peki bunun Kur’an’daki karşılığı ne? Yok. Kur’an cenneti sayıya değil, ahlaka, doğruluğa, inanca, salih amele bağlar. “Kim zerre kadar hayır işlerse karşılığını görür.” (Zilzal 7). Sayı değil, niyet ve eylem.
Bir de şu var kardeşim: Ritüeller arttıkça Kur’an geri planda kalıyor. İnsanlar kitaba değil, geleneklere ve hazır kalıplara yöneliyor. Birisi çıkar, bir geceyi “kutsal” ilan eder. Diğeri bir uygulamaya ekstra anlam yükler. Sonra biri daha gelir, o uygulamaya bir şey daha ekler. Böyle böyle din şişer, gereksizleşir ve anlaşılmaz hale gelir. Kur’an bu eklemeciliği çok sert eleştirir: “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler…” (Maide 44). Çünkü insanlar Allah’ın koymadığı hükümlere yönelince, din asli çizgisini kaybeder.
Aslında mesele çok basit kardeşim: Allah dini zorlaştırmadı. “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara 185). Bu ayet o kadar açık ki… ama insanlar dine zorluk ekleyip sonra “din ağırdır” diyor. Halbuki ağır olan din değil; insanların ürettiği fazlalıklar.
Ritüel fazlalığının bir diğer sebebi de taklit psikolojisi. İnsan gördüğünü tekrar eder. Bir toplumda bir uygulama yaygınlaşınca insanlar onu din zanneder. Ama Kur’an sürekli düşünmeye çağırır: “Hiç düşünmez misiniz?” (Bakara 44). Kur’an, insanın geleneksel kabulleri sorgulamasını ister. Çünkü gelenek doğru bir rehber değildir. “Onlar babalarını üzerinde buldukları şeye uyarlar…” (Lokman 21). İşte bu ayet, ritüellerin büyük kısmının neden ortaya çıktığını açıklar: Taklit.
Bazen de insanlar ritüellerle meşgul oldukça kendilerini “iyi bir Müslüman” zanneder. Halbuki Kur’an iyiliği şekille değil, davranışla tanımlar. Yetimi korumak, borcu dürüstçe yazmak, ölçüyü eksiltmemek, adaletle hükmetmek, kibirlenmemek, bilgiyle davranmak… Bunlar Kur’an’ın merkezidir. Ritüel ise ancak bu merkezin yanında anlam kazanır. Merkezin yerine geçince din bozulur.
En sonunda şu gerçekle yüzleşiyoruz: Kur’an’ın sade bıraktığı din, zaman içinde insanlar tarafından süslenerek, büyütülerek, genişletilerek özünden uzaklaştırılmış. Oysa Allah’ın gönderdiği din, insanın taşıyabileceği bir dindir. Kur’an’da zorlaştırma yoktur; kolaylaştırma vardır. Ama insanlar kolay olanı bırakıp zorlaştırmayı tercih etmiş.
Sonuç olarak mesele ritüel değil; ritüelin dine eklenmesi. Mesele sayı değil; kalp. Mesele şekil değil; bilinç. İnsan ritüeli merkeze aldıkça Kur’an geri çekilir. Kur’an merkeze geldiğinde ise ritüeller anlamlı hale gelir ama çoğu da zaten kendiliğinden yok olur. Çünkü asli din sadedir, temizdir, hafiftir. Tıpkı Allah’ın insana yüklediği sorumluluk gibi: Ne eksik, ne fazla.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com