Kardeşim, Kur’an bize sadece iman edenlerin değil, aynı zamanda inanan gibi görünüp içeriden dini saptırmaya çalışan münafıkların da varlığını anlatıyor. Bu durum özellikle Tevbe 107-108 ayetlerinde çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Orada, bir grubun ayrı bir mescid kurduklarından bahsediliyor. Amaçları ne ibadet etmek ne de Allah’a yaklaşmak; tam tersine, zarar vermek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve dinden çıkışı örgütlemek. Bu yapı, müminlere karşı savaş açanlara destek olmak için bir gözetleme üssü gibi kullanılıyor. Onlar, “Biz sadece iyilik yapmak istedik!” diye yemin etseler de Allah onların yalancı olduğunu ortaya koyuyor. İşte bu, münafıklığın en net örneklerinden biri: dışarıdan masum ve hayırlı görünen bir işin arkasına gizlenmiş bozgunculuk.
Allah, bu ayetlerde inananlara çok açık bir uyarıda bulunuyor: böyle yerlerden uzak durun! Çünkü orası hakikatte Allah’ın adı için değil, insanların hevesleri, çıkarları ve nifakları için inşa edilmiştir. Bunun yerine, “Allah’a yönelen bilinç ve duyarlık üzerine kurulmuş mescide” gidin. Orası, arınmak isteyenlerin toplandığı bir mekândır. Allah da samimiyetle arınmaya çalışanları sever. Burada, iman ile riyakârlık arasındaki farkın çok keskin bir şekilde ortaya konduğunu görüyoruz. Gerçek iman, niyetin temizliğiyle, içtenlikle Allah’a yönelmekle belli olur.
Bir diğer önemli uyarı ise Bakara 170’te geliyor. Ayette, insanlara “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde onların “Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız” dedikleri aktarılıyor. Yani mesele sadece münafıkların saptırması değil; insanların da akıllarını kullanmadan, sorgulamadan geleneklere teslim olması. Kur’an hemen soruyor: “Ya ataları hiçbir şey anlamamış, doğruyu bulamamışsa?” Bu soru, aslında bugüne kadar tüm insanlığa yöneltilmiş bir meydan okumadır. Düşünmeden, araştırmadan, sadece geçmişten devralınan alışkanlıklarla din yaşanabilir mi?
Kardeşim, işte tam bu noktada münafıklık ile körü körüne taklit birleşince dinin özü bozuluyor. Biri içeriden çürütüyor, diğeri aklı devre dışı bırakıyor. Sonuç ise ortada: insanlar Allah’ın indirdiğini bir kenara bırakıp, insanların sözlerini ve geleneklerini din haline getiriyorlar. Oysa iman, teslimiyetle ama bilinçli bir şekilde olmalı. İnsan aklını kullanacak, vahye kulak verecek ve samimiyetle Allah’a yönelecek. İşte o zaman gerçek iman ortaya çıkar.
Bugün baktığında da aynı tabloyu görebiliyorsun. Birileri hâlâ din adına ayrılıklar çıkarıyor, kendi görüşlerini “hizmet” kılıfı altında dayatıyor. Bir başkası da “atalarımız böyle yapıyordu” diyerek sorgulamadan devam ediyor. Kur’an ise bizi uyarıyor: iman, samimiyet ve bilinçle yaşandığında gerçek olur. İnsanları bölen, nifak üreten, aklı devre dışı bırakan her şey ise imanın karşısında bir engeldir.
Öyleyse kardeşim, biz Allah’ın kitabına sarılalım, niyetimizi temiz tutalım ve aklımızı kullanarak O’nun yolunda yürüyelim. Çünkü Allah’ın sevgisi, kendini samimiyetle arındıranların üzerindedir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com