Kardeşim, bak çevremize… Hâlâ insanlar birilerinden mucizeler bekliyor. Kimisi bir şeyhinin eliyle hastalıklardan kurtulacağını, kimisi gavsların kalbinden geçenleri bildiğini, kimisi de kutupların evrene yön verdiğini söylüyor. Bu aslında eski çağlardan beri süregelen bir eğilim. İnsan, zorluklarla karşılaştığında kolay yoldan kurtuluş istiyor; birinin elini kaldırıp her şeyi düzeltmesini arzuluyor. Oysa Kur’an bize bunun tam tersini öğretiyor.
Rabbimiz Kur’an’da açıkça bildiriyor: mucize yalnızca Allah’a aittir (Ankebût 29:50-51). Kâinatın yaratılışı, göklerin ve yerin düzeni, insanın aklı ve kalbi zaten başlı başına bir mucize. Bunun ötesinde bir kişiye olağanüstü güçler atfetmek, Kur’an’ın çizgisini aşmak demektir.
Gaybı bilmek konusu da öyle… Neml Suresi 65. ayette “Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez” buyuruluyor. Buna rağmen insanlar, kimi zaman Nebi Muhammed’in bile gaybı bildiğini düşünmüşler. Oysa Kur’an bu anlayışı kesin şekilde reddediyor. A’râf 188. ayet bize Nebi’nin kendisi hakkındaki sözünü aktarıyor: “Allah’ın dilemesi hariç, kendime yarar ya da zarar verecek güce sahip değilim. Gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve bana kötülük dokunmazdı. Ben sadece bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Bu kadar açık bir ifade varken, ona veya başkalarına gayb bilgisi atfetmek aslında Allah’ın sözünü görmezden gelmek demektir.
Cin Suresi 21-23. ayetler de aynı gerçeği tekrar ediyor: “Ben size zarar verme ve doğru yola getirme gücüne sahip değilim… Benim görevim sadece Allah’tan gelen mesajları tebliğ etmektir.” Yani Nebi’nin misyonu belli: Uyarıcı ve tebliğci olmak. Sad Suresi 70. ayette ise bu netlikle özetleniyor: “Bana sadece ‘apaçık bir uyarıcı olduğum’ vahyediliyor.”
Peki insanlar neden hâlâ mucize arıyor? Aslında bu, kolaycılıktan kaynaklanıyor kardeşim. Çünkü sorumluluk almak yerine bir kurtarıcıya sığınmak insanlara daha cazip geliyor. “Şu zat benim adıma dua etsin, şu veli bana şefaat etsin, şu gavs işimi halletsin” diyerek kendi çabamızın yükünden kaçıyoruz. Ama Kur’an bize başka bir yol gösteriyor: Allah’ın kitabını okuyup anlamak, sorumluluk almak, kendi gayretimizi ortaya koymak. Zaten Rabbimiz defalarca hatırlatıyor ki, kimsenin günahını başkası yüklenmeyecek (En’âm 6:164).
Kardeşim, mucize arayışı aslında insanın imtihandan kaçışıdır. Oysa Rabbimiz bize en büyük mucizeyi zaten vermiş: Kur’an. Mekke müşrikleri de Nebi’den gökten parçalar düşürmesini, yerden kaynaklar fışkırtmasını istemişlerdi. Allah ise şöyle buyurdu: “Mucizeler yalnızca Allah katındadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. Kendilerine okunmakta olan bu Kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?” (Ankebût 29:50-51).
İşte mesele bu kardeşim: Kur’an yetiyor ama insanlar yetinmiyor. Çünkü Kur’an, insana sorumluluk yüklüyor; aklı çalıştırmayı, gayret etmeyi, hayatı emekle inşa etmeyi öğütlüyor. O yüzden kimileri kolay olanı seçip olağanüstü güçlere inanmayı tercih ediyor.
Ama biz biliyoruz ki, mucizeler ve gayb bilgisi yalnızca Allah’a aittir. Nebi Muhammed de bizim gibi bir insandı; farkı sadece Allah’tan vahiy almasıydı. Onun görevi uyarıp müjdelemekti. Bizim görevimiz ise Kur’an’ın bu çizgisini korumak ve dini hurafelerden arındırmaktır.
Sonuç Olarak…
Kardeşim, gördüğün gibi Kur’an bize çok net bir yol çiziyor. Allah’tan başka kimse gaybı bilemez, kimse mucize gösteremez, kimse kimseye şefaat edemez. Nebi Muhammed’in görevi de sadece Allah’tan aldığı vahyi tebliğ etmekti. O, kendi sözleriyle “yalnızca bir uyarıcı ve müjdeleyici” olduğunu defalarca dile getirdi.
Bugün şeyhlere, gavslara ya da farklı dini önderlere olağanüstü güçler atfetmek, aslında Kur’an’ın çizgisinden sapmaktır. Çünkü bu inanç, insanın sorumluluktan kaçıp kurtuluşu başkasına havale etme isteğinden kaynaklanıyor. Oysa Rabbimiz bize defalarca hatırlatıyor: herkes kendi yükünü taşıyacak, kimse kimsenin günahını yüklenmeyecek (En’âm 6:164).
O yüzden kardeşim, mucize beklentisini bir kenara bırakıp asıl mucizeye yönelmek gerekiyor: Kur’an. Çünkü Rabbimiz zaten bize yeterli olanı vermiştir. O Kitap hem hayatımızı düzenleyen bir ışık, hem de bize dünyada ve ahirette rehber olacak en büyük nimettir.
Şimdi kendimize soralım: Gerçekten Allah’ın sözünü bırakıp insanların uydurduğu hurafelerin peşinden gitmeye değer mi? Yoksa en büyük mucize olan Kur’an’a sarılıp Rabbimizin yolunu mu tercih etmeliyiz?
Cevap aslında çok açık kardeşim: Yönümüz, rehberimiz, dayanağımız yalnızca Allah’ın Kitabı olmalıdır.
Selam ve dua ile…
aydinorhon.com