Yaratılanı Görüp Yaratanı Hatırlamak
Az önce bir nar yedim. Elime aldığımda önce kabuğunu seyrettim, öylesine yüzeysel bir bakışla… Ama dikkat edince renklerin ahengi beni kendine çekti. Kırmızı, sarı ve turuncunun birleşiminden oluşmuş, adeta bir tablo gibiydi. Üstündeki küçük dümbül de narın güzelliğine ayrı bir zarafet katıyordu. Bıçakla üst kapağını hafifçe kaldırdığımda karşımda duran manzara tam da deyimlerde geçtiği gibi “nar gibi kıpkırmızı” idi. İçerisi öyle mükemmel işlenmişti ki, en ufak bir boşluk bile yoktu. Şeffaf kırmızının o göz alıcı tonu insanı hayran bırakıyor.
İçinde bin tane var mı bilmiyorum, merak da etmedim aslında. Ama bildiğim şu: o küçücük tanelerin her biri, uygun şartlarda yeniden bir nar ağacına dönüşebilecek şekilde yaratılmış. Yani hayat kodu içinde saklı. Bu muhteşem tasarımı görünce insanın aklına şu geliyor: “Eden saysın, ama ben saymadan bile Rabbimin sanatını görüyorum.”
Biraz daha dikkatle baktığımda narın altı ayrı odadan oluştuğunu fark ettim. Daha önce yedi odalılarına da denk gelmiştim. Odaların duvarları açık, tatlı bir sarı renkle örülmüş gibiydi. İncecik zarlarla ayrılmış bu odalar, narı koruyan muazzam bir mimari gibi. Eğer o zarlar olmasa belki nar çok kısa sürede bozulup çürüyebilirdi. İşte tam da bu noktada hayranlık duymamak mümkün değil. Zanaatkârın sanatına bakıp yemeye kıyamıyor insan. Ama düşününce Rabbimiz bu nimeti bizim için yaratmış, tabii ki şükrederek yemeliyiz.
Tadına gelince… Tatlı desem tam değil, ekşi desem o da değil. Kendine has, benzersiz bir lezzet. Ne kadar yedikçe, yeni bir güzellik çıkıyor ortaya. Hatta biraz düşündüğümde, narı bir apartmana benzetiyorum: altı katlı bir bina gibi, her katta odacıklar var. Kimisi 1+1, kimisi 2+1, kimisi 3+1 gibi. Yani her kat kendi içinde farklı düzenlere ayrılmış. İnsan ister istemez hayal ediyor: Eğer narın kabuğu domates gibi ince olsaydı ya da cevizinki gibi kalın ve sert olsaydı ne olurdu? Her şeyin ince ince ölçülüp ayarlanmış olması işte burada ortaya çıkıyor.
Bir başka hayranlık noktası da şu: Nar da topraktan ve sudan yaratılıyor, acı biber de. Ama birinden böyle tatlı-ekşi, damakta iz bırakan bir tat çıkıyor, diğerinden bambaşka bir acı. Aynı toprak, aynı su; fakat sonuç tamamen farklı. Bu çeşitliliği görünce insanın kalbine şu duygu geliyor: “Yaratılandan Yaratanı görebilmek.”
Kur’an’da Allah’ın her şeyi ölçüyle yarattığı defalarca vurgulanıyor:
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer 49)
“Güneş ve ay bir hesap iledir. Otlar ve ağaçlar secde ederler. Göğü Allah yükseltti ve ölçüyü O koydu.” (Rahman 5-7)
Narın kabuğu, odaları, zarları, tadı; hepsi bu ilahi ölçünün bir parçası. Ne fazla, ne eksik. Tam olması gerektiği gibi. İşte bu yüzden Kur’an, göklerin ve yerin yaratılışı üzerine düşünmemizi öğütler. Çünkü bu düşünce bizi doğrudan Rabbimize götürür.
Âl-i İmrân Suresi 191. ayette de bu bilinç şöyle dile getiriliyor:
“Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her zaman) Allah’ı hatırlarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ve şöyle derler: ‘Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen yücesin. Bizi cehennem azabından koru.’”
Bir de şu nokta çok çarpıcı: Nar sadece dünyada değil, Kur’an’da cennetin meyvelerinden biri olarak da anılıyor. Rahman Suresi 68. ayette şöyle buyrulur:
“Onlarda meyveler, hurma ve nar vardır.”
Yani Rabbimiz bu dünyada bize tattırdığı narı, cennette de ikram edeceğini bildiriyor. Dünyadaki nar, belki de cennette karşılaşacağımız asıl güzelliğin sadece bir işareti, küçük bir habercisi. Biz burada kabuğuna, odalarına, tadına hayran kalıyoruz. Kim bilir orada nasılıyla karşılaşacağız?
Narın kabuğunda, odalarında, zarında, tadında gördüğümüz o ince işçilik aslında bize sürekli hatırlatıyor: “Hiçbir şey boşuna değil, hepsinin bir hikmeti var.” Allah bilinciyle yaşamak da işte bu: Gözümüzün önündeki küçük bir nimetten bile kâinatın sahibini hatırlamak.
Ve bu farkındalığın ardından dilimizden şu dua dökülüyor:
“Rabbimiz! Sen bize dünyada verdiğin nimetleri hakkıyla fark edip şükreden kullarından eyle. Bizleri boş işlerle oyalanmaktan koru. Bize her nimetin ardında Seni görme bilincini nasip et. Dünyada tattırdığın güzelliklerin asıl kaynağına, cennet nimetlerine kavuşmayı lütfet.”
Selam ve dua ile…
aydinorhon.com