BÜYÜKLÜK SADECE O’NA AİTTİR: ALLAHUEKBER’İN HAKİKATİ – Özet
İnsan bazen bir kelimeyi o kadar tekrarlar ki, anlamı zihinde silikleşir, fakat kalpte bıraktığı etki devam eder. “Allahuekber” de böyle bir kelime. Namazda, ezanda, sevinçte, korkuda; yani insanın duygusal kaynağı neredeyse hep orada karşımıza çıkar. Fakat bu kadar sık tekrar ettiğimiz bir kelimenin anlamını derinlemesine düşünmeyince, bazı sorular ister istemez birikir.
Bu makale, ‘Allahuekber’ ifadesindeki büyüklük kavramını, Kur’an’ın tevhid perspektifinden, Esmaül Hüsna’nın anlam dünyasından ve sahabe döneminden örneklerle açıklamayı amaçlıyor.
ALLAH’IN BÜYÜKLÜĞÜ: EL-KEBÎR VE EL-ALİYY
Kur’an, Allah’ın büyüklüğünü farklı isimlerle ifade eder. Bunlardan en temeli “el-Kebîr”dir. Kebîr, fiziksel büyüklüğü değil; kudreti, otoriteyi, hükümranlığı temsil eder. Bu büyüklük insana, mala, dünyaya, uzaya atfedilebilecek hiçbir büyüklüğe benzemez. Mutlak olan yalnızca O’nun büyüklüğüdür.
“El-Aliyy” ise Allah’ın varlık düzeyinde diğer her şeyden aşkın olduğunu anlatır. Bu isim, hiçbir varlığın O’nun seviyesinde olamayacağını, bu nedenle kıyas yapmanın anlamsız olduğunu söyler. Kıyas yoksa “en büyük” gibi sıralama ifade eden kelimeler de anlamını kaybeder. Bütün bunlar bize şunu gösterir: Büyüklük, yalnızca Allah’a ait bir niteliğin adıdır.
SAHABE DÖNEMİNDE ‘ALLAHUEKBER’İN ANLAMI
Sahabe döneminde insanlar Arapçayı doğal dil olarak kullanıyordu. Bu yüzden “ekber” kelimesi onlara hiçbir zaman kıyas ifade etmedi. Tekbir, sahabe için bir teslimiyet cümlesiydi:
– Savaş anında: “Gücün zirvesi yalnız O’ndadır.”
– Sevinçte: “Bu başarı O’nun kudretiyle oldu.”
– Korkuda: “Benden büyük bir kudret beni görüyor.”
Onlar için bu kelime, Allah’ın büyüklüğünün tekliği ve mutlaklığı anlamına geliyordu. Dolayısıyla Türkçedeki “en büyük” çevirisinin oluşturduğu zihinsel rahatsızlık o dönemde yoktu.
TARİHTE ANLAM KAYMALARI
Zaman içinde Arapça – Türkçe geçişlerinde bazı kelimeler anlam kaymasına uğradı. “Ekber” kelimesi Osmanlı’da genelde “mutlak büyük” şeklinde anlaşılırken, modern dönemde “en büyük” çevirisi yaygınlaştı. Türkçe ise kıyas mantığını güçlü hisseden bir dil olduğu için, bu kullanım birçok kişide “başka büyükler de mi var?” sorusunu tetikledi.
Oysa Arapça bağlamda “ekber”, “büyüklüğün tamamı yalnız O’na aittir” anlamı taşır. Sıralama yapmaz, kıyas yapmaz.
NE SÖYLENMELİ?
İbadette kullanılan form değişmez: “Allahuekber” olduğu gibi kalır.
Ama anlamı açıklarken daha berrak ifadeler kullanılabilir:
– “Allah mutlak büyüktür.”
– “Tek büyük O’dur.”
– “Büyüklük yalnızca Allah’a mahsustur.”
– “Büyüklük bölünmez; tümü O’ndadır.”
Bu ifadeler hem tevhid çizgisine uygundur hem de Türkçede daha temiz bir karşılık oluşturur.
SON SÖZ
“Allahuekber” kelimesindeki büyüklük, insanın anladığı herhangi bir büyüklükle kıyaslanamaz. Çünkü kıyas, ancak benzerler arasında yapılır. Allah ise benzeri olmayan, eşi bulunmayan, tek ve mutlak olandır. Bu yüzden kelimeyi açıklarken “tek büyük” veya “mutlak büyük” gibi ifadeler Kur’an’ın mesajına daha yakındır.
İbadetlerde ‘Allahuekber’ ifadesi aynen korunur; çünkü bu, Nebi’nin bize bıraktığı şekildir. Fakat o sözün gerçek derinliği, bizim onu nasıl anladığımız ve içimizde nasıl yaşattığımızla ortaya çıkar.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com