DİN ADINA SÖYLENEN HER SÖZ DELİL İSTER – Özet
Kur’an’a göre din konusunda temel ölçü açıktır: Allah’ın gönderdiği kitap eksik değildir. Din kemale erdirilmiştir ve Kur’an’da din adına gerekli olan hükümler bulunmaktadır. Bu nedenle Kur’an’da bulunmayan bir dinî hükmün başka kaynaklardan tamamlanmasına ihtiyaç yoktur. Allah, insanlara tamamlanmamış bir din gönderip daha sonra bu dinin eksiklerini insanların sözleriyle veya rivayetlerle tamamlamalarını istememiştir.
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.”
(Mâide, 5/3)
Kur’an kendisini de açıklanmış ve eksiksiz bir rehber olarak ortaya koyar:
“Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”
(En‘âm, 6/38)
Bu nedenle “Kur’an’da yok ama rivayette var” diyerek Kur’an’da bulunmayan bir hükmü dinin parçası haline getirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir yaklaşım, farkında olarak veya olmayarak Kur’an’ın din konusunda yetersiz bırakıldığı düşüncesine götürür. Oysa Kur’an’ın kemale ermiş olduğunu kabul eden bir insan, Allah’ın bildirmediği bir hükmü sonradan din adına eklemeye ihtiyaç duymaz.
Burada önemli olan, “Kur’an’da olmayan her bilgi yanlıştır” demek değildir. Kur’an günlük hayatın bütün teknik ayrıntılarını anlatmaz. Fakat Allah’ın dini adına ortaya konulan bir hüküm mutlaka Allah’ın kitabında bir dayanağa sahip olmalıdır. Bir insan kendi tercihini yapabilir, bir toplum gelenek oluşturabilir, insanlar hayatlarını düzenleyebilir. Ancak bunları Allah’ın emri, yasağı veya dinî zorunluluğu olarak sunamaz.
Kur’an bu konuda açık bir uyarıda bulunur:
“Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendileri için din olarak belirleyen ortakları mı var?”
(Şûrâ, 42/21)
Demek ki din adına hüküm koyma yetkisi insanlara ait değildir. Allah’ın helal veya haram kılmadığı bir şeyi helal veya haram ilan etmek, Allah adına konuşmak olur. Bu nedenle din adına söylenen her sözün delili sorulmalıdır. “Böyle yapılır”, “atalarımızdan böyle gördük”, “şu kitapta yazıyor” veya “şu rivayette geçiyor” ifadeleri tek başına Allah’ın hükmünün delili değildir.
Kur’an’ın yeterliliğini kabul eden insanın tavrı nettir: Kur’an’da Allah’ın koyduğu hüküm varsa kabul eder; böyle bir hüküm yoksa onu başka kaynaklardan tamamlamaya çalışmaz. Çünkü Allah’ın koymadığı bir hükmü Allah’ın dini haline getirmek doğru değildir.
Sonuçta mesele sadece “Bu Kur’an’da var mı?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: “Bu söz Allah’ın dini olarak ileri sürülüyorsa, bunun Kur’an’da dayanağı var mı?” Eğer yoksa, o söz insan sözü olarak değerlendirilebilir; fakat Allah’ın hükmü haline getirilemez.
Kur’an’ın mesajı bize şunu öğretir: Din Allah’ındır, hüküm Allah’ındır ve Allah’ın kemale erdirdiği dinin eksiklerini insan sözleriyle tamamlama ihtiyacı yoktur. Bu yüzden hurafelerden kurtulmanın en sağlam yolu, her iddianın önüne Kur’an ölçüsünü koymaktır. Kur’an’da Allah’ın bildirmediği bir dinî hüküm, rivayetlerle veya geleneklerle sonradan dine eklenemez.
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.”
(Yûsuf, 12/40)
Bu ölçü korunduğunda, din ile gelenek birbirinden ayrılır; vahiy ile insan sözü birbirine karıştırılmaz. Din adına söylenen her sözün delili sorulur ve Allah’ın kitabında bulunmayan bir hüküm Allah’a nispet edilmez. Asıl teslimiyet de budur: Allah’ın bildirdiğiyle yetinmek ve Allah’ın dinine insan sözüyle ekleme yapmamak.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah’ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com