22 Eylül 2026

ALLAH NEDEN İZİN VERİYOR? İNSANA VERİLEN GÖREVİ KİM YERİNE GETİRECEK? – Özet

ile aydinorhon

Dünyada bazı insanlar bolluk ve lüks içinde yaşarken, bazıları açlık, yoksulluk, savaş ve zulüm altında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Masum insanlar öldürülürken dünyanın seyirci kalması, “Allah neden bütün bunlara izin veriyor?” sorusunu gündeme getiriyor. Ancak bu soruyla birlikte insanın kendisine verilen sorumluluğu ne ölçüde yerine getirdiğini de düşünmek gerekir. Çünkü Kur’an, insanı adaleti gözetmek, ihtiyaç sahiplerini korumak ve yeryüzünü düzeltmekle sorumlu tutar.

Dünyadaki açlık ve yoksulluğun önemli bir bölümü kaynakların yetersizliğinden değil, paylaşımın adaletsizliğinden, servetin belli ellerde toplanmasından ve muhtaçların görmezden gelinmesinden kaynaklanır. Kur’an, insanların mallarında yoksulların hakkı bulunduğunu bildirir. Bu nedenle ihtiyaç fazlasını paylaşmak yalnızca bir iyilik değil, yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur. Yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen ve ibadeti toplumsal görevlerden koparan anlayış, Kur’an’ın ortaya koyduğu dinle bağdaşmaz.

Kur’an’da adaletin, insanın kendi aleyhine veya yakınlarının aleyhine bile olsa korunması istenir. Fakat insanlar çoğu zaman adaleti çıkarlarına göre yorumlamakta ve başkalarının uğradığı haksızlığa sessiz kalmaktadır. Allah insana akıl, irade ve imkân vermiştir. Bu imkânları kullanmamak, zulme karşı çıkmamak ve yoksulları korumamak, insana verilen görevin yerine getirilmediğini gösterir.

Kur’an, yalnızca paylaşmayı değil, güçlü ve hazırlıklı olmayı da emreder. Enfâl 8/60. ayetteki hazırlık çağrısı, döneminin şartları içinde atlar ve savaş gücüyle ifade edilmiştir. Bu ilke günümüzde eğitim, bilim, teknoloji, ekonomi, üretim, sağlık ve toplumsal dayanışma gibi alanları da kapsayacak şekilde düşünülebilir. Güçsüz, bilgisiz ve hazırlıksız toplumlar, saldırı ve sömürüye daha açık hâle gelir. Bu nedenle zulüm karşısında yalnızca dua etmek değil, çalışmak, güçlenmek ve tedbir almak gerekir.

Kendilerini Müslüman olarak tanımlayan toplumların yoksulluk, baskı ve geri kalmışlık içinde yaşaması, Kur’an’ın ilkelerinin hayata ne ölçüde geçirildiği sorusunu ortaya çıkarır. Bir toplumun Müslüman adını taşıması, onun mutlaka adalet, liyakat, paylaşma, bilgi ve dayanışma esaslarına göre yaşadığı anlamına gelmez. Kur’an’dan uzaklaşan ve zulme sessiz kalan toplumlar, kendi sorumluluklarını yerine getirmeden ilahî yardım bekleyemezler.

Bununla birlikte, zulme uğrayan insanları suçlamak doğru değildir. Savaşların ve baskıların mağdurları, başkalarının kötülüklerinden sorumlu tutulamaz. Sorumluluk; zulmü uygulayan, destekleyen, bundan çıkar sağlayan ve imkânı olduğu hâlde haksızlığa karşı çıkmayanların üzerindedir.

Kur’an’da, Allah insanların yaptıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hiçbir canlıyı bırakmayacağı bildirilir. Bu süre, Allah’ın zulmü onayladığı anlamına gelmez. İnsanlara tanınan zaman, imtihan ve dönüş imkânıdır; fakat zulmün karşılıksız kalacağı anlamına da gelmez. Her insan yaptıklarından hesaba çekilecektir.

Sonuç olarak, “Allah neden izin veriyor?” sorusunun yanında şu soruyu da sormak gerekir: Allah’ın bize verdiği görevi biz ne kadar yerine getiriyoruz? Yoksulun hakkını korumak, mazlumun yanında durmak, adaleti kurmak, zulme karşı koymak ve toplumun güçlenmesi için çalışmak insanın sorumluluğudur. Dünyanın değişmesini yalnızca ilahî bir müdahaleden beklemek yerine, Rabb’imizin bize verdiği görevleri yerine getirmeliyiz. Çünkü Allah’ın verdiği sorumluluğu biz üstlenmeden, yaşadığımız dünyanın düzelmesini yalnızca başkalarından beklemek kendi görevimizden kaçmak olur.

Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah’ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com