
O kadar çok Yüce Allah’a karşı yanlış cümleler kuruyoruz ki… Bunun sebebi Kur’an’ın sahibi olan Yüce Allah’ı tam anlamıyla tanımamamızdan kaynaklanıyor.
Yüce Allah bize akıl vermiş, düşünebilme yetisi vermiş, oksijen vermiş, bir uçurumdan aşağı düşmeyelim veya bir çukuru doldurmayalım diye göz vermiş, bir otomobilin altında kalmayalım diye kulak vermiş, ısınalım, çevremizi görelim, bitkilerimiz gelişsin; kısaca yaşamın en güzel devam etmesi için güneşi, suyu vermiş. Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar kâinatta yaratılanların tamamını emrimize amade etmiş hala istekte bulunuyoruz. O’nun bizden tek istediği kitabına Kur’an’a güvenmemiz ve hayatımıza taşımamızdır. Allah bize Kur’an’dan soracak (43:44). Önce Allah bizden ne istiyor ona bakmalıyız. “Yüce Allah emanetçi değildir.” Allah her an bizi imtihan ediyor, sonuçta ya süresiz cennet veya süresiz cehennem mensubu olacağız.
“Allah’a emanet ol.” Dedik ve dediğimiz kişi de emanet oldu diyelim. Sitenin en üst katlarındasınız ve asansörle aşağı ineceksiniz. Asansörün çağır butonuna bastınız bekliyorsunuz. Yüce Allah’ın korumak adına size bahşettiği kulakla asansörün kapının açıldığını duydunuz. Bu ara koridorda birileriyle lak lak yapıyorsunuz. Diğer koruma cihazlarınızdan olan göz farklı taraflarla ilgileniyor. Aklı devre dışı bırakmışsınız. Açık kapıdan adımınızı attınız. Ancak asansör kabini yok. Haşa Allah (emanetçi) boşluktan aşağı doğru süzülen sizin kolundan mı çekecek. Bunu yapmadıysa emanete ihanet mi etmiş olacak? Dilimize dolanmış bir sözü gördük, nerelere gitti. Yüce Allah’ın bu dünyada insanlara müdahalesi yok. İstese yapar mı? Tabi ki yapar. Yaparsa da kendi yasalarına ters düşmüş olur (48:23).
16 Nahl Suresi 61. Ayet;
Allah insanları haksızlıkları yüzünden (hemen) hesaba çekseydi, onun üzerinde (yeryüzünde) hiçbir canlı (insan) bırakmazdı. Ancak, onları belirlenmiş bir süreye kadar erteliyor. Ecelleri geldiği (süreleri dolduğu) zaman artık ne bir saat (bir an) geri kalır ne de ileri giderler.
Uzatmak istemiyorum. Siz beni anladınız. Allah’ın adı geçtiği her cümleyi kurmadan önce bir düşünelim sonra söyleyelim.
Dua ederken de dikkat etmemiz gerekiyor. Bu konuyla ilgili “KISA KISA…” başlıklı yazımı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
Selam ve dua ile…
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.