
ALLAH’IN İPİ NEREDE?
Kur’an’da geçen “Allah’ın ipi” ifadesi, ilk bakışta mecazi bir anlatım gibi görünür. Çünkü Yüce Allah, hiçbir şeye benzemez. O’nun maddi anlamda bir ipi olması düşünülemez. Öyleyse Rabb’imizin bize sımsıkı sarılmamızı emrettiği “ip” nedir?
Rabb’imiz şöyle buyurur:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin…”
(Âl-i İmrân, 3/103)
Bu ayet, Müslümanların birlik içinde olmalarını emretmektedir. Ancak birlik sağlanmadan önce cevaplanması gereken önemli bir soru vardır: Allah’ın ipi nedir? Kur’an, kendi sorusunun cevabını yine kendisi verir.
“Sen sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen dosdoğru yol üzerindesin.” (Zuhruf, 43/43)
Bu ayette Allah’ın Elçisine sarılması emredilen şey vahiydir. Vahiy ise Allah’ın indirdiği Kitap’tır. Demek ki Allah’ın ipine sarılmak, Allah’ın vahyine sarılmaktır. Bu gerçek başka bir ayette daha açık hâle gelir:
“Kitaba sımsıkı sarılanlara gelince…”
(A’râf, 7/170)
Dikkat edilirse bir ayette “Allah’ın ipi”, diğer ayette ise “Kitap” ifadesi kullanılmaktadır. Kur’an böylece kendi kavramını yine kendisi açıklamaktadır. Allah’ın ipi, Allah’ın indirdiği Kitap’tır. Kur’an yalnızca okunmak için gönderilmiş bir kitap değildir. O, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran ilahî bir rehberdir.
“Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Allah onunla rızasına uyanları esenlik yollarına ulaştırır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola iletir.”
(Mâide, 5/15-16)
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Doğru yola ulaştıran Kur’an’dır. Karanlıklardan aydınlığa çıkaran Kur’an’dır. Esenlik yollarını gösteren de Kur’an’dır. O hâlde Allah’ın ipine sarılmak, Kur’an’ın rehberliğine teslim olmak demektir.
Bugün ne yazık ki insanlar Allah’ın ipine sarılmak yerine farklı iplere sarılmışlardır. Kimi mezhebine, kimi tarikatına, kimi cemaatine, kimi de sevdiği din adamına bağlanmıştır. Böyle olunca birlik değil, ayrılık ortaya çıkmıştır. Hâlbuki Rabb’imiz ayrılmamanın yolunu göstermiş ve bunun için Allah’ın ipine sarılmayı emretmiştir.
Kur’an’ın hiçbir yerinde “mezhebe sarılın”, “bir âlime sarılın” veya “bir cemaate bağlanın” diye bir emir yoktur. Emir açıktır: Allah’ın ipine sarılın. Kur’an, kendisinin eksiksiz bir rehber olduğunu da bildirir.
“Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Hâlbuki size Kitabı ayrıntılı olarak indiren O’dur.”
(En’âm, 6/114)
Eğer Allah’ın indirdiği Kitap ayrıntılı olarak açıklanmışsa, insanları hidayete ulaştıracak bütün temel ölçüler onun içinde bulunmaktadır. Bu sebeple mümin, dinini öğrenirken önce Kur’an’a başvurur. Çünkü Allah’ın ipi odur. Allah’ın ipine sarılmak, Kur’an’ı sadece okumak değildir. Onu anlamak, üzerinde düşünmek ve hayatın ölçüsü hâline getirmektir. İnançlarımızı, ibadetlerimizi, ahlakımızı ve bütün kararlarımızı Kur’an’ın gösterdiği ölçülere göre şekillendirmektir.
Allah’ın ipine sarılanlar aynı kaynaktan beslendikleri için birlik oluştururlar. İnsanların iplerine sarılanlar ise zamanla farklı gruplara ayrılırlar. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Bu sebeple Âl-i İmrân Suresi’nin 103. ayeti sadece bir birlik çağrısı değildir. Aynı zamanda bir yöntem göstermektedir. Gerçek birlik, ancak Allah’ın indirdiği Kitap etrafında mümkündür.
Allah’ın ipi Kur’an’dır. Ona sımsıkı sarılan, Rabb’inin gösterdiği dosdoğru yolda yürür. Onu bırakan ise insanların oluşturduğu farklı yollarda yönünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Rabb’imizin çağrısı bugün de ilk günkü kadar açıktır:
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; ayrılığa düşmeyin.”
(Âl-i İmrân, 3/103)
Bu çağrıya kulak verenler, birliklerini insanların sözleri üzerinde değil, Allah’ın değişmeyen kelamı olan Kur’an üzerinde kurarlar. İşte kurtuluşun ve gerçek kardeşliğin temeli de budur.
Sonuç
Allah’ın ipi; bir mezhep değildir.Allah’ın ipi; bir tarikat değildir.Allah’ın ipi; bir cemaat değildir.Allah’ın ipi; bir din adamı değildir.Allah’ın ipi; insanların yazdığı kitaplar da değildir.Allah’ın ipi, Rabb’imizin insanlığa indirdiği vahiydir. Bugün o vahiy, elimizde bulunan Kur’an’dır.
Kur’an, “Allah’ın ipine sarılın.” dedikten sonra, başka bir yerde “Sana vahyedilene sımsıkı sarıl.” (Zuhruf, 43/43) ve “Kitaba sımsıkı sarılanlar…” (A’râf, 7/170) buyurarak bu ipin ne olduğunu kendisi açıklamaktadır. Kur’an’ın yaptığı bu açıklamadan sonra başka yorumlar aramaya gerek kalmamaktadır.
Bir ipin görevi, düşmek üzere olanı kurtarmaktır. İnsan da dünya hayatında inanç, düşünce ve davranışlarıyla sürekli kayma tehlikesi içindedir. Rabb’imiz bizi kendi ipine, yani vahyine tutunmaya çağırmaktadır. Bu ipe sımsıkı sarılan, doğru yoldan sapmaz.
Bugün İslâm dünyasının yaşadığı parçalanmışlığın temel sebeplerinden biri, Allah’ın ipini bırakıp insanların ördüğü ipleri tutmasıdır. Oysa Rabb’imiz ayrılığı değil, birliği emretmiştir. Birliğin adresi de tek bir kaynağa bağlanmaktır.
O kaynak Kur’an’dır. Kur’an’a sarılanlar aynı ölçüye bağlanırlar. İnsanlara sarılanlar ise zamanla insan sayısı kadar farklı yollara ayrılırlar. Bunun için Rabb’imizin çağrısı bugün de bütün canlılığıyla önümüzde durmaktadır. (3/103) Bu çağrıya kulak verenler, kurtuluşu insanların sözlerinde değil, yalnızca Rabb’lerinin indirdiği Kitap’ta ararlar. Çünkü kopmayan tek ip, Allah’ın ipidir. O ipe tutunan, hem dünyada doğru yolu bulur hem de ahirette Rabb’inin huzuruna güven içinde varır.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah’ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.