14 Aralık 2025

Keramet Masalları ve Kur’an’ın Gerçeği

ile aydinorhon

Bugün etrafımıza baktığımızda, insanları Allah’ın yolundan uzaklaştıran ve yalan dolanla ayakta duran sahte liderler, sahte kutsallar göze çarpıyor. Kimileri Nebi Muhammed üzerinden duygusal fakirlik edebiyatı yapıyor, gözyaşlarını ticarete dönüştürüyor. Kimileri akıl ve bilimle bağdaşmayan “füzelerin civatalarını gevşetiyoruz” gibi boş sözlerle kitleleri oyalıyor. Kimileri de sanki keramet göstergesiymiş gibi Kabe’ye gidip bir vakit namaz kılıyor, sonra ülkelerine dönüyor; böylece ibadeti bile bir şov malzemesine dönüştürüyorlar.

Daha da ötesi var: Kendilerine “evliya”, “şeyh”, “gavs”, “kutup” gibi sıfatlar takıp, Allah’ın izni dışında kimsenin yapamayacağı şeyleri kendilerine atfediyorlar. “Keramet sahibiyiz” diyerek insanların imanını sömürüyorlar. Halbuki Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü çok net: Allah’tan başka hiç kimsenin gücü yoktur. Ne nebi, ne veli, ne şeyh… Hepsi aciz bir kul. A’râf suresi 197. ayet bu hakikati yüzümüze çarpıyor: “O’nun peşi sıra yalvardıklarınızın size yardıma güçleri yetmez; onlar kendilerine de yardım edemezler.”

Burada çok ince bir nokta var: İnsanlar Allah’ın dışında bir güce yönelince, aslında farkında olmadan şeytana bağlanmış oluyorlar. Çünkü bu sahte otoritelerin beslendiği yer şeytanın kurduğu sistemdir. Allah ise kullarına tekrar tekrar hatırlatıyor: “Beni bırakıp da size ne fayda ne zarar veremeyenlere mi yalvarıyorsunuz?” (Yunus 106). İşte mesele bu kadar net.

Bir de işin toplumsal boyutu var. Bu kişiler sadece sahte dini otoriteler değil, aynı zamanda en zor zamanlarda ortada görünmeyenler. Filistin örneğini düşün. Yıllardır aynı sloganları atıyorlar, meydanlarda aynı nutukları çekiyorlar, ama mazluma gerçek anlamda el uzatmıyorlar. Çünkü hakikatle değil, menfaatle besleniyorlar. Onların derdi iman değil, çıkar.

Oysa Kur’an bize bambaşka bir yol öğretiyor: Allah’a yönelmek, yalnız O’na dua etmek, yalnız O’ndan yardım istemek. (Fatiha 5). Çünkü “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.” (Furkan 2). Bu ayet bize bir şeyi net gösteriyor: Güç yalnızca Allah’ındır. İnsanları kurtarıcı ilan edenler, aslında kendilerini kandırır.

Sahte kerametlere, hayali sıfatlara, uydurma dualara aldanmak yerine, Allah’ın indirdiği kitaba sarılmak gerek. Çünkü Allah Kur’an’da şöyle diyor: “Bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bildirilen bir mesajdır.” (İbrahim 52). Yani tek ölçümüz, tek rehberimiz Kur’an’dır.

Kardeşim, gerçekler bazen acıtır ama şifadır da. Çünkü Kur’an sahte liderlerin oyunlarını açığa çıkarır. Yeter ki biz, Allah’ın sözünü bırakıp insanların kurduğu uydurmalara koşmayalım. Bizi kurtaracak olan ne şeyhlerdir ne keramet masalları; bizi kurtaracak olan yalnızca Allah’tır.

Bir başka yanı da şu: Bu keramet anlatıları insanı sorumluluktan kaçırır. Çünkü “birileri bizi kurtaracak” düşüncesi, kulun kendi hesabıyla yüzleşmesini erteler. Oysa Kur’an insanı sürekli bireysel sorumluluğa çağırır. “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” (En‘âm 164). Yani kimse bir şeyhin eteğine tutunarak, bir velinin gölgesine sığınarak kurtuluşa eremez. Herkes kendi aklıyla, kendi iradesiyle Allah’a yönelmek zorundadır.

Bu yüzden Kur’an, olağanüstü hikâyelerle değil, apaçık delillerle yol gösterir. Mucize beklentisini insanlardan çok, kitaba yöneltir. “De ki: Ben ancak bana vahyedilene uyarım.” (Ahkâf 9). Bu ayet, neyin peşinden gidileceğini çok sade bir şekilde ortaya koyar. Gösteri yok, keramet pazarı yok; sadece vahiy var. Hakikat, bağırarak değil, sade ve sağlam bir şekilde durur. Kur’an da tam olarak bunu yapar.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com