KUR’AN’IN DİLİ VE HAYATIN GERÇEĞİ – Özet
Kur’an dediğimiz kitap aslında sadece bir kutsal metin değil; Allah’ın insanlara sunduğu, söylemle eylemin buluştuğu doğru bir yaşam biçimidir. Yani Kur’an, hayata yön veren bir kitap değil, hayatın ta kendisini şekillendiren ilahi bir projedir. Çünkü Allah, insanın nasıl yaşaması gerektiğini sadece sözle değil, aynı zamanda eylemle, örnekle, ilkeyle ve ölçüyle öğretir.
Her dilin kendine özgü bir anlatım biçimi vardır; her edebi sanatın da bir dili, bir üslubu olur. Aynı şekilde Kur’an’ın da kendine özgü bir konuşma dili, bir ifade tarzı vardır. Kur’an’ın dilini doğru anlamadan, onun anlattığı kıssaları ya da konuları doğru yorumlamak mümkün değildir. Çünkü Kur’an’daki her kelime, her ayet, içinde bulunduğu bağlama ve Kur’an bütünlüğüne göre anlam kazanır. O bütünü göz ardı ettiğinde, kelimenin anlamı da yönünü kaybeder.
Bugün eline herhangi bir tefsir ya da fıkıh kitabı al, sayfaları karıştır. Kendi içinde bile çelişkilerle dolu olduklarını rahatlıkla fark edersin. Oysa Kur’an, tam tersine, içinde hiçbir çelişki barındırmayan bir kitap olduğunu açıkça söyler. Bu yalnızca kendi iç tutarlılığıyla sınırlı değildir; Kur’an, aynı zamanda evrenin yasalarıyla da tam bir uyum içindedir. Çünkü Allah, hem evrenin hem de vahyin sahibidir. Evren yasalarıyla Kur’an’daki yasalar çelişmez; aksine birbirini tamamlar.
Bu yüzden, yazdığım her makalede aslında aynı hakikati anlatıyorum: Kur’an’ın tanıttığı din, Kur’an’la çatışmayan; Kur’an’la kâinatın, kâinatla da Allah’ın yasalarının tam bir uyum içinde olduğu dindir. Allah’ın dini, evrensel düzenin kendisidir.
Bu gerçeği anlatan birkaç ayet üzerinde biraz duralım:
“Onlar hâlâ Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasının katından olsaydı, içinde birçok çelişki bulurlardı.” (Nisa 4/82)
“O, biri diğeriyle tam bir uyum içinde yedi gök yaratandır. Rahman’ın yaratmasında hiçbir çelişki göremezsin. Gözünü çevir; herhangi bir bozukluk görüyor musun?” (Mülk 67/3)
“Sonra gözünü tekrar çevir; gözün bitkin düşmüş, uyumsuzluk bulamadan sana döner.” (Mülk 67/4)
“Yüzünü Allah’ı birleyen olarak dine, Allah’ın insanları üzerine yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din budur.” (Rum 30/30)
Bu ayetleri neredeyse her çalışmamda dile getirmemin sebebi, her şeyin bu ilahi ölçüye bağlı olarak düzenlenmiş olmasıdır. Nasıl ki ağırlığı ölçen terazi, uzunluğu ölçen metre, basıncı ölçen barometre varsa; doğru yolu ölçen de Kur’an’dır.
Kur’an’ı doğru anlamanın önündeki en büyük engel, “mucize” ve “helak” kavramlarının Kur’an’daki anlamlarından uzaklaştırılmış olmasıdır. Çünkü bu iki kavram yanlış anlaşılınca, Kur’an’daki kıssalar da masallaştırılır, hakikatten koparılır. Oysa Kur’an’daki her kıssa, yaşanmış bir olaydan çok daha fazlasını anlatır; yasayı, ilkeleri ve sonuçları gösterir.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com