Kardeşim, insanlar melekleri çoğu zaman gökte uçan, görünmeyen, insanüstü varlıklar gibi anlatır. Oysa Kur’an’a baktığında, meleklerin bu şekilde mitolojik bir tasvire değil, tamamen Allah’ın düzenine bağlı işlevsel bir anlama sahip olduğunu görürsün. Kur’an’da melek, Allah’ın emirlerinin gerçekleşme biçimidir. Yani melek, Allah’ın kurduğu düzende “emrin yürüyüş şeklidir.” Bu nedenle melekler, ne bağımsız varlıklardır ne de insan gibi irade sahibidir. Onlar Allah’ın iradesinin yeryüzündeki tezahürüdür.
Cibril meselesine gelince… Kur’an’da geçen “Cibril”, bir kişiden ziyade bir olayın, yani vahyin kalbe ilka (aktarım) edilme biçiminin adıdır. “De ki: Kutsal Ruh (Cibril), onu Rabb’inden hak olarak indirdi.” (Nahl 102) ayeti bu gerçeğe işaret eder. Burada anlatılan, gökten bir varlığın inmesi değil, ilahi bilginin kalbe yerleşmesidir. Nebi, bu vahyi alan kişidir; Resül ise o vahyi insanlara aktaran kişidir. Dolayısıyla Cibril bir melek olarak, yani Allah’ın emrinin işleyiş biçimi olarak vahyi Nebi’nin kalbine “zikreden” olayı temsil eder.
Kardeşim, Kur’an’da geçen melek kavramını yalnızca “göksel varlıklar” olarak değil, Allah’ın kudret sisteminde görev yapan tüm unsurlar olarak anlamalıyız. Güneş, rüzgârlar, bulutlar, yağmur, hatta bir ağacın köklerinden yapraklarına kadar işleyen yaşam düzeni, Allah’ın “meleklik” dediği düzenin parçalarıdır. Nitekim Kur’an’da “Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderen Biziz.” (Hicr 22) buyurulur. Burada da açıkça görülüyor ki melek dediğimiz şey, ilahi düzenin görevli unsurlarıdır.
İnsanın kendisinde de bu düzenin izleri vardır. “Her insanın önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyanlar vardır.” (Ra’d 11) ayeti, genellikle “koruyucu melekler” diye çevrilir. Oysa burada anlatılan, insanın kendi duyusal sistemi, yani Allah’ın insanda yarattığı koruma mekanizmalarıdır. Göz, kulak, kirpik, burun kılları… hepsi Allah’ın “koruma emrinin” birer uygulayıcısıdır. Bunlar da melek kavramının bir parçasıdır; çünkü hepsi Allah’ın belirlediği “kodlamaya” göre hareket eder.
Aynı şekilde, “insanın yaptıklarını kaydeden melekler” ifadesi de dışsal varlıkları değil, insanın kendi hafızasında kayıtlı olan bilgi sistemini işaret eder. İnsan bir söz söylediğinde, bir şey yaptığında ya da düşündüğünde, bunların tamamı beyinde kayıt altına alınır. İşte o kayıt sistemi, Allah’ın koyduğu ilahi düzenin bir parçasıdır ve Kur’an’ın diliyle “melek” olarak anılır.
Kardeşim, bütün bu örnekler bize şunu gösteriyor: Melekler, Allah’ın evren üzerindeki işleyişinin adıdır. Onlar, emirden bağımsız hareket edemezler; çünkü “Hiçbir şey O’nun izni olmadan olmaz.” (Hadid 1). Melek, yani emir taşıyıcı sistem, Allah’ın “ol” demesiyle varlık alanında işleyen düzeni temsil eder. Bu yüzden melekleri ne insan gibi düşünmek doğrudur, ne de onları tamamen soyut birer varlık gibi görmek. Melek, Allah’ın kudretinin aktif halidir.
Sonuç olarak kardeşim, melekleri anlamak, evrenin nasıl işlediğini anlamaktır. Cibril, vahyin ilahi sistem içindeki iletim biçimidir; hafıza, kaydedici meleklerin yeridir; duyu organları, koruyucu meleklerin görevini yerine getirir. Güneş, rüzgâr, bulut, yağmur, ağaçlar ve tüm varlıklar, Allah’ın “emirle çalışan” melekleridir. Onların hiçbiri kendi başına hareket etmez; çünkü hepsi aynı yasaya, yani Allah’ın emrine boyun eğer.
Allah’ın sisteminde, emirleriyle çalışan düzenin adıdır. Bunu kavrayan insan, hem tevhidi korur hem de evrendeki her şeyin Allah’a boyun eğdiğini daha derinden hisseder. İşte melekler hakkında Kur’an’dan anladığım budur.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.