MÜŞRİKLERİN KEYFİ VE HEVÂLARINI DİN EDİNMELERİ – Özet
Kur’an’ın anlattığı müşrik tipi, yalnızca putlara tapan bir insan modeli değildir. Asıl tehlike, Allah’ın indirdiği ölçüyü bırakıp insanın kendi hevâsını ölçü edinmesidir. Bu yüzden Kur’an, müşrikliği sadece dışarıda aranacak bir yanlış olarak değil, insanın kendi içinde başlaması mümkün olan bir sapma olarak da gösterir. İnsan bazen Allah’ın hükmünü bildiği hâlde, çıkarı, alışkanlığı veya çevresinin baskısı sebebiyle farklı bir tercihte bulunabilir. İşte o anda belirleyici olan vahiy değil, hevâ olur. Kur’an’ın amacı, insanı önce kendi nefsiyle yüzleştirmek ve hangi ölçüyle yaşadığını sorgulatmaktır.
“Eğer sana cevap vermezlerse bil ki onlar ancak hevâlarına uymaktadırlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevâsına uyandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”
(Kasas, 28/50)
Bu ayet çok önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır. Allah’ın rehberliğini kabul etmeyen insan boşlukta kalmaz; mutlaka başka bir rehber edinir. Bu rehber bazen toplumun alışkanlıkları, bazen gelenekler, bazen makam ve servet tutkusu, bazen de insanın kendi arzuları olur. Oysa Kur’an’a göre gerçek hidayet, yalnızca Allah’ın gösterdiği yoldadır. İnsan kendi isteklerini ölçü hâline getirdiğinde, doğru ile yanlışı artık vahiy değil, menfaat belirlemeye başlar. Böylece hakikat kişisel tercihlere göre şekillenen bir düşünceye dönüşür ki Kur’an’ın reddettiği anlayış tam da budur.
“Hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü? Allah onu bir bilgiye rağmen saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözünün üzerine de perde çekmiştir. Artık Allah’tan sonra ona kim yol gösterebilir? Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?”
(Câsiye, 45/23)
Kur’an’ın bu uyarısı, her mümin için bir muhasebe çağrısıdır. Çünkü insanın en büyük imtihanlarından biri, kendi arzularını Allah’ın hükümlerinin önüne geçirmemesidir. Gerçek kulluk, yalnızca ibadet anlarında değil; karar verirken, hükmederken, alışveriş yaparken, aile hayatında ve insanlarla ilişkilerde de Allah’ın ölçüsünü esas almaktır. Kur’an’ın inşa etmek istediği şahsiyet, hevânın yönlendirdiği değil, vahyin aydınlattığı bir hayat yaşayan insandır. Böyle bir insan için ölçü değişmez; şartlar değişse de hakikatten taviz verilmez.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com