RESÜLLERİ BİRBİRİNDEN AYIRMAK: TEVHİDİN EN SESSİZ YARASI – Özet
Kur’an’ın en açık ilkelerinden biri, Allah’ın gönderdiği resüller arasında fark gözetilmemesidir. Hangi topluma gönderilmiş olursa olsun, her resul aynı kaynaktan vahiy almış, aynı hakikati insanlara iletmiş ve aynı görevi üstlenmiştir. Bu yüzden Allah, “Onlardan hiçbirini ayırmayız.” (Bakara 136, Bakara 285) diyerek resülleri eşitlemiş, insanlara da bu ilkeyi benimsemelerini emretmiştir.
Ama bugün gel gör ki, toplumda en fazla yapılan yanlışlardan biri tam da bu ilkenin çiğnenmesidir. Allah’ın eşitleyip aynı görevi verdiği resuller insanlar tarafından ayrıştırılıyor. Birinin adı sürekli öne çıkarılıyor, diğerlerinin adları sanki tarihten silinmiş gibi muamele görüyor. Oysa Kur’an’da hangi resulün adı geçerse geçsin, hepsine aynı saygı, aynı iman ve aynı teslimiyet gösterilmesi emredilir.
Bugün camilere girdiğinde bunu açık bir şekilde fark ediyorsun. Duvarlarda Allah’ın adının yanında sadece tek bir resulün adı var. Oysa Kur’an’a göre Nuh da elçiydi, Musa da elçiydi, İsa da elçiydi, Hud da, Salih de, Lut da… Ama bugün kaç kişinin aklına İbrahim’in adı geliyor, kaç kişi Musa’yı zikrediyor, kaç kişi İsa’dan bahsediyor? Hatta kaç kişi bir salavat cümlesinde bütün resulleri anıyor? İşte mesele tam burada.
Bu ayrıştırma sadece isim anmakla kalmıyor; zamanla bilinçaltında bir üstün otorite figürü inşa ediliyor. İnsanlar farkında olmadan tüm dini, tek bir resul üzerine kuruyor; diğerlerinin elçiliklerini adeta unutuyor. Bu da Kur’an’ın çizdiği tevhid dengesini bozuyor.
Kur’an bunu çok net ifade eder:
“Elçilerin arasında hiçbirini ayırt etmeyiz.”
(Bakara 285)
Ama bugün toplumda ne yapılıyor?
Bir resulün adı ezana eklenmiş, salavatlar sadece onun adıyla okunuyor, dualar ona yöneliyor, şefaat ondan isteniyor. Bir isim, Allah ile kul arasına adeta “zorunlu geçiş noktası” gibi yerleştiriliyor.
Oysa Allah şöyle buyurur:
“Şefaatin tamamı Allah’a aittir.” (Zümer 44)
Bu uyarının böylesine net olmasına rağmen, insanlar hâlâ şefaatin başka isimlerden geleceğini düşünüyor. Bu da , farkında olmadan tevhidin sessizce zedelenmesidir. Çünkü tevhid sadece “putlara tapmamak” değildir; Allah’a ait bir yetkiyi başka bir varlığa vermemektir.
Kur’an resulün konumunu kesin çizgilerle belirler:
“Bu, âlemlerin Rabb’inin indirdiğidir. Eğer o, bize karşı söz uydurmuş olsaydı, onun can damarını keserdik.”
(Hakka 43-46)
Yani resuller bile vahye ekleme yapamazken, insanlar bugün resulleri Allah’ın yanına otorite olarak ekliyor. Bu hem vahiy gerçeğiyle çelişiyor, hem de resulleri yaşadıkları görevin dışına taşırıyor.
Bugün yaşanan bu kaymanın modern hayatta daha da kuvvetlendiğini fark ediyorsun. Sosyal medyada “şefaat garantisi veren” din adamları, resulü bir marka gibi kullanan yapılar, din ticareti üzerinden kendi otoritelerini inşa eden gruplar… Bunların hepsi insanların zihninde yeni aracı figürler oluşturuyor. İnsan artık “Allah ne diyor?” diye sormuyor; “Hoca ne dedi?” veya “Filanca zat ne buyurdu?” diye soruyor.
Modern çağda insanlar bilgi bombardımanı altında. Kimse Kur’an okuyup düşünmek istemiyor; herkes bir otoriteye yaslanmak istiyor. Bu psikoloji de insanı tevhidin dışına düşüren en büyük zayıflıklardan biri. Çünkü insan kendini güvende hissetmek için bir “insan merkezi” oluşturmak istiyor. Oysa Kur’an tam tersini söyler:
“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz.”
(Fatiha 5)
Ama bugün insanlar “Yalnız senden isteriz” demiyor. Aklı Allah’ta, kalbi ise başka isimlerde… Yani teslimiyet bölünmüş. Kur’an ise bölünmeyi şirk olarak tarif eder.
Bu konunun zorluğu şu: İnsan bunu kötü niyetle yapmıyor, bilmeden yapıyor. Bir gelenek, bir alışkanlık, bir kültür ona dayatıldığı için fark etmeden yön değiştiriyor. En tehlikelisi de bu zaten: “Bilmeksizin şirk.”
Kur’an’ın çok sert uyarılarından biri tam da bunun için gelir:
“Allah’a dua etmeyi bırakıp, kendisine kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek olana dua edenden daha sapık kim vardır?”
(Ahkaf 5)
Bu ayet sadece putları değil, Allah’tan başka her türlü yönelişi içine alır.
Sonuç olarak…
Resülleri ayrıştırmak, birini diğerlerinin önüne koymak, bir ismi kutsayıp diğerlerini unutmak sadece bir “seçim” değil; tevhidin dengesiyle oynanan bir müdahaledir. Din Allah’ındır; resuller ise Allah’ın elçileridir. Hepsi eşittir, hepsi aynıdır, hepsi görev insanıdır. Allah’ın eşitlediğini insanların ayırması, dinin özüne verilen en sessiz ama en tehlikeli zarardır.
Tevhidi korumak, yalnız Allah’a yönelmek, hiçbir ismi O’nun yanında “özel statüye” yükseltmemek bugün her zamankinden daha büyük bir sorumluluktur. Çünkü, tevhidin bozulduğu yerde din gölgelenir; gölgelenen yerde hakikat kaybolur.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com