Bugün din adına konuşulanların çoğu aslında Kur’an’ın sunduğu berrak mesajı gölgeleyen bir kalabalık oluşturuyor. Rivayetleri dinin asli kaynağıymış gibi sunanlar, hadisleri Kur’an’la eşit hatta kimi zaman üstün görenler, farkında olmadan Allah’ın kelamının üstüne başka sözler eklemiş oluyor. Oysa Kur’an’ın en temel iddiası, dinin yalnızca Allah’ın sözü üzerine bina edildiğidir. Bu ilke bozulduğunda, dinin saf yapısı bulanıyor ve insanlar asla Allah’ın murad etmediği bir yükün altına sokuluyor.
Kur’an’ın “Bugün dininizi kemale erdirdim” (Maide 3) demesi boşuna değil. Bu ayet, dinin tamamlandığını, eksiksiz olduğunu ve başka bir kaynağa ihtiyaç bırakmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Buna rağmen “Kur’an anlaşılmaz, hadis olmadan hükümler eksik kalır” diyenlerin yaptığı şey aslında Allah’ın kitabını yetersiz ilan etmektir. Kur’an’a bakıyorsun, tebliğin resülün görevi olduğunu söylüyor; yani o sadece ileten, duyuran, aktaran. Kendi adına din oluşturma, hüküm koyma yetkisi yok. Hüküm yalnızca Allah’a ait. Bu yüzden “Bana ayet değil hadis yeter” demek, farkında olmadan Allah’ın hükmünü ikinci plana atmaktır.
Kardeşim, rivayetleri dinin temeline yerleştirenler aslında çok daha büyük bir sorun oluşturuyor. Çünkü bu yaklaşım, beşer sözünü Allah’ın sözüyle yan yana koyuyor. Mektubatlar, risaleler, mesneviler, kütüb-i sitte, ilmihaller… Bunları Kur’an’ın yanına ekleyerek bir “din kombinasyonu” oluşturanlar, Allah’ın kelamının saf otoritesini dağıtıyor. Kur’an, herkesin kendi yaptıklarının karşılığını göreceğini söylerken (Zümer 44), insanları beşer sözlerinin peşinden sürükleyen yaklaşımlar, hem sorumluluğu bulanıklaştırıyor hem de tevhid çizgisini karartıyor.
Bakara 22’nin hatırlattığı gibi, şirk sadece puta tapmakla olmaz. Allah’a ait hüküm yetkisini başkalarına paylaştırmak da şirktir. Bu yüzden “Muvahhidiz” deyip, Kur’an dışı kaynakları dinin temeline yerleştirenler aslında tevhid iddiasıyla çelişiyor. Çünkü tevhid yalnızca Allah’a teslimiyetle olur; O’nun kelamına, O’nun hükmüne güvenmekle olur. İnsanların yazdıklarını dine ölçü yapınca, Allah’ın sözünü eksik, insanların sözünü tamamlayıcı ilan etmiş oluyorsun ki bu, tevhidin tam karşısında duran bir tavırdır.
Kur’an’ın sıkça sorduğu o soru aslında bugün daha da anlam kazanıyor: “Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya 10). Çünkü aklını kullanan insan için Kur’an’ın mesajı çok nettir: Din yalnızca Allah’a aittir. İnsanların rivayetleri, hikâyeleri, eklemeleri, kutsamaları hiçbir zaman Allah’ın kelamının yerine geçemez. Kur’an, müminler için hem bir rehber hem de bir ölçüdür (Bakara 2). Yani bir sözün dinden olup olmadığını anlamanın tek yolu Kur’an’ın kendisidir.
Kardeşim, şunu da unutmamak lazım: Din adına söylenen fazlalıkların çoğu aslında insanlara yük olan şeyler. Yasaklar eklenmiş, hükümler çoğaltılmış, Allah’a nispet edilmemiş sözler kutsallaştırılmış… Oysa Kur’an bu yükü kaldırmak için gelmişti. İnsanların omzuna binen ağır kültürel zincirleri kırmak için. Bu yüzden Kur’an’a sarılmak sadece bir tercih değil; insanı özgürleştiren, zihni berraklaştıran, tevhidi koruyan bir duruştur.
Ve bir gerçeği de konuşmak gerekiyor: Rivayetlere dayalı din anlayışı yalnızca teolojik bir sorun değil; aynı zamanda toplumsal bir kırılma noktası. Çünkü herkes kendi rivayetini, kendi şeyhini, kendi ekolünü merkeze alınca, Müslümanlar ortak zemini kaybediyor. Kur’an’ın birlik çağrısı, insanların ek kaynakları kutsamasıyla bölünüp gidiyor. Oysa Kur’an’ın hedefi ayrışma değil, arınma; karmaşa değil, sadelik; yük değil, kolaylık sunmaktır.
Sonuç olarak kardeşim, hak olan Allah’ın lütfudur; hata ise bizim aczimizdendir. Kur’an’ın çizgisinde durmak, hem inancı berraklaştırır hem de insanı Allah’ın kelamının sağlam zeminine taşır. Bize düşen ise rivayet kalabalığının arasında Kur’an’ın sesini duyabilmek ve dinimizi yalnızca O’ndan öğrenmektir.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.