Kardeşim, gel bu konuyu biraz yürekten konuşalım. Çünkü “uydurulmuş din” dediğimiz şey, aslında insanın elinden en değerli hazinesini, yani aklını çalan bir sistemdir. Düşünsene, Allah insana akıl vermiş, düşünme gücü vermiş, sorgulama yeteneği vermiş. Ama sonra biri çıkıyor, “Sorgulama, düşünme, teslim ol!” diyor. Kime? Allah’a değil, “şeyhine.” İşte bu noktada tehlike başlıyor. “Şeyhine Allah’tan daha fazla teslimiyet göstermeyen asla mürid olamaz” sözü, Tezkiretü’l-evliya’da geçer. Bu cümle, Allah’a ait olması gereken teslimiyeti bir beşere yönlendirmek değil midir? Düşün ki, bir insan başka bir insana Allah’tan fazla teslim oluyorsa, orada tevhid kalır mı?
Kur’an bu tarz sapmaları çok net biçimde reddeder. Çünkü Kur’an, aklı, düşünmeyi, sorgulamayı sürekli öne çıkarır. “Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde akıl sahipleri için ibretler vardır” (Âl-i İmrân, 3:190) buyurur Rabbimiz. Yani Allah, aklımızı kullanmamızı emrediyor. Düşünmek, iman etmeyi engelleyen değil; aksine imanın kökünü derinleştiren bir eylemdir. Ama uydurulmuş din anlayışı, “düşünme, sadece itaat et” der. Bu, insanı “kul” olmaktan çıkarıp, bir tür “bağımlı mürid” haline getirir.
Bak, Kur’an’da şöyle bir uyarı var: “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 47:24). Bu ayet aslında bir tokat gibidir. Çünkü Rabbimiz, düşünmemeyi bir tür kalp körlüğü olarak tanımlıyor. Kalp kilitlenirse, insan hakikati göremez. İşte uydurulmuş din, tam da bu kilidi takar insana. “Üstadın ne diyorsa doğrudur” diyerek sorgulama yeteneğini köreltir. Böylece insanlar, Allah adına konuşan ama aslında kendi menfaatini gözeten sahte önderlerin eline düşerler.
Kur’an bu duruma da değinir. “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin” (Ahzâb, 33:70) der. Çünkü “doğru söz”, yalnızca dille değil, düşünceyle, tavırla ve kararlılıkla söylenir. Doğru söz, Allah’ın çizdiği sınırdan sapmamak demektir. Ama sahte din anlayışlarında, “doğru”yu üstat belirler. Böylece din, birilerinin çıkarına hizmet eden bir araç haline gelir. Oysa Allah, dinde aracı kabul etmez. Araya giren her kişi veya sistem, insanla Rabbi arasındaki bağı zayıflatır.
Kardeşim, Allah Kur’an’da defalarca “akletmez misiniz?”, “düşünmez misiniz?”, “ibret almaz mısınız?” diye sorar. Bu kadar tekrar, boşuna mı? Çünkü iman; taklit değil, bilinç ister. İnanç; kalıpla değil, farkındalıkla yaşanır. Uydurulmuş din anlayışları insanın bu farkındalığını yok eder. Böyle bir ortamda kişi artık “Allah ne dedi?” sorusunu sormaz, “hocam ne dedi?”ye döner. Oysa Allah’ın bizden istediği tek şey, doğrudan O’na yönelmek, yalnızca O’na kul olmaktır.
Unutma kardeşim, Allah bize aklı bir emanet olarak verdi. O emaneti kullanmamak, onu reddetmek demektir. “Akıl, imanın en önemli parçasıdır” sözü boşuna söylenmemiştir. Çünkü akıl olmadan iman körleşir; akılsız iman, kolayca manipüle edilir. Uydurulmuş dinlerin büyüsü de buradan gelir: Düşünmeyen, sormayan, araştırmayan bir kalabalığı yönetmek kolaydır. Ama düşünen bir insan, Allah’ın ipine sımsıkı sarılır ve asla kullara boyun eğmez.
Gerçek din, özgürleştirir kardeşim. Çünkü Allah, seni bir şeyhin ya da hocanın değil; yalnızca Kendi kelamının rehberliğinde yaşaman için yarattı. Akıl, bu yolculukta senin pusulandır. O pusulayı kıran her anlayış, seni hakikatten uzaklaştırır. Bu yüzden aklını diri tut, sorgula, araştır, Kur’an’a dayan. Allah’a kulluk et ama kimsenin kulu olma.
Selam ve esenlik seninle olsun.
aydinorhon.com