Toplumda yaygınlaşan bir inanışa göre, yapılan bazı ibadetler otomatik olarak günahları silmekte ve kişiyi tertemiz yapmaktadır. Öyle ki, bu anlayışla cehenneme gitmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Ancak bu dinî algının Kur’an merkezli olup olmadığını sorgulamak zorundayız.
Kimi inanışlara göre, bir vakit namaz kılındığında bir önceki vakitten bu yana işlenen tüm günahlar siliniyor. Cuma salatına katılıyorsanız, bu defa bir haftalık günahlarınız sıfırlanıyor. Ramazan orucu, bir yıllık günahtan arınma fırsatı sunuyor. Hac ibadeti ise, “anadan doğmuş gibi” tertemiz bir sayfa açma vaadiyle sunuluyor. Olur da bunların hiçbirini yapamıyorsanız, “ölüm anında kelime-i şehadet yeter” anlayışı devreye giriyor. Üstelik bütün bunların arasında, bazı özel geceler “bonus arınma” vaatleriyle süslenmiş durumda.
Bu anlayışa göre, hayatı boyunca adaletsizlik yapan, hırsızlık eden, kul hakkı gözetmeyen kişiler bile bu “temizlik paketleri” sayesinde cennete gidebiliyor. Böyle bir din algısının yaygınlaşması, ahlak ve sorumluluk bilincini zayıflatmakta ve insanları sahte bir güvenceyle oyalamaktadır.
Hâlbuki Kur’an, kişinin arınmasını sadece Allah’ın dilemesiyle ve kişinin samimi çabasıyla mümkün görür. Nisa Suresi 49. ayette Rabbimiz şöyle der:
“Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah dileyeni temize çıkarır ve onlar en küçük bir haksızlığa uğratılmazlar.”
Bu ayet, kendini otomatik olarak günahsız gören ve bu inancı sistemli ibadet alışkanlıklarına bağlayan düşünceyi çürütmektedir. Çünkü arınma, bir hesap işidir; kimse kendi kendine beraat belgesi düzenleyemez.
Kur’an, bireyin kendi nefsine karşı dürüst olmasını, yaptığı hatalardan dönmesini, samimi bir tövbe ile Rabbine yönelmesini ve hayatını dürüstlük, adalet, merhamet ve sorumluluk üzere inşa etmesini öğütler. Öyleyse, sorgulamadan yaşanan din anlayışları yerine, Allah’ın indirdiği kitaba kulak vermek zorundayız. Çünkü yaşadığımız din eğer Kur’an’a paralel başka bir kitaba ya da kişisel yorumlara dayanıyorsa, o kitabı ya da kişiyi ilah edinmiş oluruz.
Unutmayalım ki Allah, gönderdiği Kur’an’da her şeyi apaçık anlatmıştır. O halde yapılması gereken, onu anlamak, içselleştirmek ve yaşamak için çaba sarf etmektir.
Selam ve dua ile…
aydinorhon.com
Yazı gezinmesi
Aydın Orhon, 1953 yılında Çorum'da doğmuştur. 1975 yılından bu yana yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. Hayatının önemli bir bölümünü iş dünyasında geçirmiş, bunun yanında Kur’an üzerine araştırma ve incelemelerini kesintisiz olarak sürdürmüştür. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu olan Orhon, eğitim alanında meslek hayatına devam etmemiştir. Bunun yerine özel sektörde çeşitli görevler üstlenmiş; farklı şirketlerde Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. İş hayatı boyunca edindiği tecrübe ve birikimi, hayatın farklı alanlarında değerlendirme imkânı bulmuştur. Aydın Orhon kendisini bir yazar veya din âliminden çok, Allah’ın kitabını anlamaya ve yaşamaya çalışan bir Kur’an talebesi olarak tanımlamaktadır. Uzun yıllardır Kur’an’ın mesajını, kavramlarını ve insan hayatına yönelik çağrısını araştırmakta; elde ettiği sonuçları yazıları ve kitapları aracılığıyla okuyucularla paylaşmaktadır. Özellikle son yıllarda çalışmalarını yoğunlaştıran Orhon, Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde anlaşılması gerektiği düşüncesi üzerinde durmaktadır. Ona göre insanların inançlarını, geleneklerini ve din anlayışlarını Allah’ın kitabı ışığında yeniden değerlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kaleme aldığı eserlerinde okuyucuyu düşünmeye, sorgulamaya ve Kur’an üzerinde doğrudan tefekkür etmeye davet etmektedir. Hakikat Serisi’nin ilk kitabı olan “İnandığın Din Kimin?” yayımlanmıştır. Bu eser, inanç ve din anlayışının kaynağını Kur’an merkezli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Allah izin verirse, Hakikat Serisi yeni kitaplarla devam edecek; Kur’an’ın mesajını farklı yönleriyle ele alan çalışmalar okuyucuyla buluşmayı sürdürecektir. Aydın Orhon, bugün de çalışmalarına İstanbul’da devam etmekte; araştırma, inceleme ve yazım faaliyetlerini sürdürmektedir.