ZEKÂT NEYDİ, NE OLDU? – Özet
Kur’an’a göre zekât, yalnızca yılda bir kez hesaplanıp verilen belirli bir para miktarı değildir. Zekât, Allah’ın insana verdiği imkânların ihtiyaç sahipleriyle paylaşılmasını, toplumda adalet ve dayanışmanın korunmasını sağlayan önemli bir sorumluluktur. Ancak zaman içinde bu anlayış, büyük ölçüde belirli oranlara ve geleneksel hesaplama yöntemlerine indirgenmiştir.
Kur’an’da bütün mallar için “üzerinden bir yıl geçmesi” gerektiğine dair açık bir hüküm bulunmadığı gibi, zekâtın değişmez oranının yüzde 2,5 olduğuna dair bir ayet de yoktur. En‘âm suresinde tarımsal ürünler için “hasat günü hakkını verin” buyrulması, elde edilen nimetin başkalarıyla paylaşılmasının ertelenmemesi gerektiğini gösterir. Fakat bu ayeti, Kur’an’ın açıkça söylemediği biçimde her türlü maaş ve kazanç için kesin bir “aynı gün zekât verme” kuralına dönüştürmek de doğru değildir.
Bakara 2/219’da infak konusunda “ihtiyaç fazlası” ölçüsü ortaya konur. Bu, Kur’an’ın insanı hem kendi ihtiyaçlarını gözetmeye hem de sahip olduklarının başkaları üzerindeki sorumluluğunu unutmamaya yönelttiğini gösterir. Dolayısıyla zekâtı yalnızca yüzde 2,5’lik bir hesapla sınırlamak, Kur’an’ın paylaşma, infak, merhamet ve adalet anlayışını daraltmak olur.
Kur’an, zekât ve sadakaların kimlere ulaştırılacağını da açıkça ortaya koyar. Yoksullar, düşkünler, borçlular, yolda kalmışlar ve toplumdaki çeşitli ihtiyaç sahipleri bu paylaşımın merkezindedir. Böylece zekât, bireysel bir ibadetin ötesine geçerek toplumdaki ekonomik dengesizliklerin azaltılmasına hizmet eder. Servetin yalnızca belirli kesimlerin elinde dolaşan bir güç haline gelmemesi de Kur’an’ın ortaya koyduğu önemli ekonomik ilkelerden biridir.
Bu nedenle zekâtın özü bir rakama indirgenemez. Asıl amaç, Allah’ın verdiği nimetleri yalnızca kendisi için biriktirmemek, ihtiyaç sahibini görmezden gelmemek, israftan ve cimrilikten uzak durmak ve sahip olunan imkânları Allah’ın belirlediği adalet ölçüsü içinde kullanmaktır. Zekât, insanın malıyla kurduğu ilişkinin Allah’ın rızasına uygun hale gelmesini sağlayan bir sorumluluktur.
Sonuç olarak Kur’an’ın ortaya koyduğu zekât anlayışı, “yılda bir defa yüzde 2,5 ödeme” şeklindeki dar kalıptan çok daha geniştir. Kur’an’ın asıl vurgusu; paylaşmak, ihtiyaç sahibini gözetmek, servetin adaletsiz biçimde birikmesini önlemek ve Allah’ın verdiği nimet karşısında sorumluluk bilinci taşımaktır. Bu nedenle asıl soru “Ne kadar zekât vereceğim?” değil, “Allah’ın bana verdiği imkânlardan, O’nun gösterdiği ölçüler doğrultusunda ne kadarını paylaşmaya hazırım?” sorusudur.
Aynı başlıktaki daha kapsamlı bilgiler için aşağıdaki web adresinde yer alan makaleyi inceleyebilirsiniz.
Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah’ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.